HÜDA PAR Kongresi'nde Genel Başkanlık görevine Zekeriya Yapıcıoğlu seçildi | Medya Ankara | Son dakika Ankara haberleri
Ankara son dakika, Ankara haberleri

HÜDA PAR Kongresi’nde Genel Başkanlık görevine Zekeriya Yapıcıoğlu seçildi

HÜDA PAR Kongresi’nde  Genel Başkanlık görevine Zekeriya Yapıcıoğlu seçildi

Zekeriya Yapıcıoğlu HÜDA PAR’ın yeni Genel Başkanı seçildi

‘Memleketin HÜDA PAR’a İhtiyacı Var” temasıyla Ankara’da gerçekleştirilen #HÜDAPAR Kongresi’nde yapılan oylama sonucu HÜDA PAR Genel Başkanlık görevine Zekeriya Yapıcıoğlu seçildi.

HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam, partisinin 4’üncü Olağan Büyük Kongresi’nde, iç ve dış gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

HÜDA PAR’ın “Memleketin HÜDA PAR’a İhtiyacı Var” sloganıyla Ankara’da düzenlediği 4’üncü Olağan Büyük Kongresi devam ediyor.

Kongrede konuşan Genel Başkan İshak Sağlam, katılımcıları selamladıktan sonra Coronavirus salgını başta olmak üzere genç evlilik mağdurlarının mağduriyeti ve süresiz nafaka, seçim barajı, güvenlik soruşturmaları, Kürt meselesi, Filistin ve Suriye’de sorunlar gibi iç ve dış gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, talep ve çözüm önerilerini açıkladı.

Tüm dünyada yaşanan Coronavirus musibeti nedeniyle kongrelerini sadece delegelerin katılımı ile gerçekleştirdiklerini ifade eden Sağlam, “İnşallah heyecan ve umudumuzun dozunu hiç düşürmeden bu kongreyi gerçekleştireceğiz.” dedi.

Mehmet Yavuz rahmetle anıldı

Genel Başkan Sağlam, “Üçüncü kongreden bugüne çok sayıda kardeşlerimizi, canlarımızı yitirdik. Geçen kongrede davudi sesiyle genel başkan vekili olarak bu salonu inleten Mehmet Yavuz Hoca’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Kısa dünya hayatına büyük bir dava adamlığını sığdırarak aramızdan ayrıldı. Dava, sabır, hizmet, hitabet ve riyaset konusunda gök kubbede güzel bir örneklik, hoş bir seda bıraktı. Yine geçen kongreden bu yana Gaziantep il yönetim kurulu üyemiz Abdulkadir Üstündağ, Siirt Merkez İlçe başkanımız Recep Işıktaş, Mersin İl yönetim kurulu üyemiz Necat Kılınç, Ağrı il yönetim Kurulu üyemiz Ayhan Gökhan, Bilecik İl Yönetim Kurul Üyemiz Selim Er, Seyhan ilçe yönetim kurulu üyemiz Ahmet Özdemir… Kardeşlerimiz, dava arkadaşlarımız aramızdan ayrıldı. Hepsine Rabbimden rahmet diliyorum. Bu dava için gösterdikleri gayret, fedakârlık ve hizmetlerin kıyamete kadar devam edecek bir sadaka-i cariye olarak kabul görmesini Dergâh-i İlahiden niyaz ediyorum.” diye konuştu.  

“Sorun ve sıkıntıların çözüm adresi siyaset kurumudur”

Dördüncüsünü gerçekleştirdikleri olağan büyük kongrelerinin partilerine, memleketlerine ve insanlığa hayırlara vesile olmasını dileyen Sağlam, şöyle konuştu:

“Dünya, son yıllarda ekonomik, sosyal ve siyasi büyük krizlerle karşı karşıyadır. Küresel krizlerden etkilenmenin yanında ülke olarak, kendi şartlarımız nedeniyle ayrıca sorun ve sıkıntılar da yaşıyoruz. Elbette yaşanan sorun ve sıkıntıların çözüm adresi siyaset kurumudur. Siyasi irade, uygulayacağı politika ve kriz yönetimi ile yaşanan buhranı en az zararla atlatabileceği gibi kötü yönetim ile geri dönülmez zararlar, kapanmayan yaralar da bırakabilir. Değişmez bir sosyolojik olgu olarak yönetimler halklara göre belirlenir.  Yüce kitabımız bize ‘…Bir millet kendisini değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez. (Enfal53)’ buyurmaktadır. HÜDA PAR olarak bu ilahi fermanın gösterdiği sorumluluk çerçevesinde dünya imtihanını en iyi şekilde tamamlayıp O’nun rızasını kazanma derdindeyiz. Bütün gayret ve çalışmalarımız bu imtihanı en iyi şekilde verme ve Allah’ın kendilerine nimet verdiği toplumun bir parçası olabilmek içindir.”

“Her türlü zulüm, haksızlık ve usulsüzlüğe razı olmadığımızı haykırmaya devam edeceğiz”

Her türlü zulüm, haksızlık ve usulsüzlüğe razı olmadıklarını haykırmaya devam edeceklerini kaydeden Sağlam, “Rabbimizin bize takdir ettiği bu coğrafyada, birlikte yaşamak durumunda olduğumuz bu toplumda, görev ve sorumluluğun bilinciyle halkımıza hizmet etmek ve başta idareciler olmak üzere hakkı ve sabrı tavsiye etmek üzere bu yola çıktık. İmam Ali’nin dediği gibi; ‘bir toplumun yaptığına razı olan, onlardan sayılır. Onlardan sayılan her kişinin de iki suçu vardır: O işi işlemek suçu, o işe razı olma suçu.’ HÜDA PAR olarak yolunda gitmeyen, halkımıza zarar veren, inancımıza ve medeniyet değerlerimize aykırı olan hiçbir uygulamaya razı olmadığımızı, bu suçlara ortak olmadığımızı dile getirdik, getiriyoruz. Allah’ın izni ve inayetiyle her türlü zulüm, haksızlık ve usulsüzlüğe razı olmadığımızı haykırmaya devam edeceğiz.” dedi.

“Toplumun temel yapı taşı olan aile korunmalı”

Günümüzde insanlığın en büyük sorunlarından birisinin ahlak krizi ve insani erdemlerin yitirilmesi olduğunu söyleyen Sağlam, “Yeni nesillerde oluşan ahlaki yozlaşmalar, ferdi ve toplumsal sıkıntılar, yitirilen insani değerler ve güzel ahlakı aile dışında hiçbir kurum ve kuruluş geri getiremez. Adalet, doğruluk, merhamet, diğergâmlık ve halka hizmet gibi değerler ancak aile içinde kazanılabilecek insani değerlerdir. Hiçbir anayasa, kanun, hükümet icraatı ve resmi uygulama bu değerleri insana kazandıramaz. Bu değerler ancak Allah’ın adıyla kurulmuş; adalet, sadakat, sevgi-saygı ve şefkat temeli üzerine yürüyen ailelerde yeni nesillere aktarılabilir. Teknoloji ve şehirleşmenin getirdiği yeni imkân ve şartlar ne kadar değişirse değişsin aileye olan ihtiyacı ortadan kaldırmadığı gibi ailede huzur ve güveni temin eden değerler de varlığını ve önemini korumaya devam edecektir.” dedi.

“Toplumun örf, adet ve hassasiyetine uymayan hükümler acilen lağvedilmelidir”

İstanbul Sözleşmesinin toplumda oluşturduğu tahribatlara da değinen Sağlam, “İstanbul sözleşmesi ve buna bağlı olarak çıkarılan yasalar ile uluslararası kurum ve kuruluşlar doğrudan aile kurumunun temellerini yıkmaya yönelik yapılan sinsice saldırılardır. İstanbul Sözleşmesindeki imza geri alındığı halde maalesef uygulamada olduğu dönemde yaptığı tahribatların etkileri halen devam ediyor. Başta 6284 sayılı yasadaki medeniyetimize, toplumun örf-adet ve hassasiyetine uymayan hükümler acilen lağvedilmelidir. Bir kez daha tekrar ediyoruz: Güçlü toplum ve sağlıklı bir aile kurumu için memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı var.” diye konuştu.

“Genç evlilik mağdurlarının mağduriyeti ve süresiz nafaka sorunu giderilmelidir”

Sağlam, “Kadını ve çocuğu koruma adına Medeni Kanun, Ceza kanunu ve diğer mevzuatlarda yapılan düzenlemelerle nikâhsız birliktelikler teşvik edilirken karşılıklı rıza ile kurulan mutlu aileler kadının yaşının küçüklüğü bahanesiyle dağıtılmaktadır. Bir insanın evlilik için ehliyetli olup olmadığı şahsın biyolojik ve psikolojik durumuna göre karar verilebilir. Kanunla herkese standart bir evlilik yaşı dayatılmasının hiçbir bilimsel ve sosyolojik gerçekliği yoktur. Bu ülkede doksanlı yıllara kadar belli bir yaşın altındaki gençlere, ebeveyninin rızası ve hâkim kararı ile evlenme izni verilebilmekteydi. İnsanımızın biyolojik, psikolojik yapısına, toplumsal yapımıza, örf ve adetlerimize uygun olan bu uygulama bir an önce tekrar mevzuata girmelidir. Öte yandan erkekler yürütemediği evlilikler sonucu ömür boyu nafaka ödemek zorunda kaldığı için bir daha evlenme imkânını kaybetmektedir. Bu nedenle toplumda tek başına yaşayan ya da resmi bir nikâh akdi olmayan nevzuhur bir toplum oluşmaktadır. Toplum yapımıza ve örfümüze uymayan ömür boyu nafaka düzenlemesi bir an evvel kaldırılmalı ve değerlerimize uygun hale getirilmelidir.” şeklinde konuştu.

“Eğitim sistemi ve müfredatının amacı inançlı, erdemli ve ahlaklı bir toplum oluşturmak olmalıdır”

Eğitim sistemindeki sorunlara değinen Sağlam, çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı:

Allah’tan korkan, ahirete inanan, hesap vermekten kaçamayacağı bir mahkemeyi Kübra’nın varlığına inanan bir nesil yetişmediği müddetçe ne erdemli ve ahlaklı bir toplum oluşur ne de iktisadi ve sosyal hayat düzene girer. Eğitim sistemi seküler, manayı inkâr eden, materyalist, darvinist düşünceden kurtarılmadığı sürece sistemdeki yozlaşmalar ve bozulmalar devam edecek; haksızlıklar, rüşvet ve yolsuzluklar da bitmeyecektir. Eğitim sistemi ve müfredatının amacı, inançlı, erdemli ve ahlaklı bir toplum oluşturmak olmalıdır. Yüz yılı aşkın bir süredir tamamen maddeci ve hedonist batı eğitim sistemi taklit edildiği için memleket huzur ve selamet yüzü görmedi. Yüzyıllarca dünyaya medeniyet değerleri kazandıran; ilimde, sanatta, teknolojide ve edebiyatta dünyaya öncülük eden bu toplum, yüz yıldır bir değer üretememiş, ilim, sanat ve teknolojide taklit ettikleri batıdan fersah fersah geride kalmıştır. Bir medeniyetin oluşmasında sanayi, teknoloji ve sanat belki taklit edilebilir. Ama inanç, medeniyet değerleri ve kültür taklit edilemez. Kültür, örf ve adetler toplumların özüdür. Ya bunlara sahip çıkarsınız ya da yok olursunuz.
“İktisadi sorunların kaynağı uygulanan sistemdir”

Beşerî ideolojiler ve modern iktisat sistemlerinin sürekli kavga, yıkım ve buhran ürettiğini ancak yardımlaşma ve dayanışma üzerine kurulu olan İslam medeniyetinin tam tersine huzur ve barış sağladığını vurgulayan Sağlam, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“İslam dünyası 19’uncu asra kadar her konuda olduğu gibi, iktisat alanında da diğer toplumlara göre çok ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Yoksulluk, işsizlik, zekât, infak, adalet, karz-ı hasen, vakıf ve tembelliğe çözüm üretme gibi ilkeler ve kavramlar üzerinde kurulan iktisat sistemiyle bu alandaki sorunlara çözüm üretilmiştir. Buna karşılık beşeri ideolojiler ve modern iktisat sistemleri sürekli kavga, savaş, yıkım ve buhranlar üretmiştir. Komünist ve sosyalist iktisat düzenleri vadettiklerinin tam tersine kapitalist ve emperyalist mahiyete dönüşmüş, liberal anlayışlar komünizmden daha baskıcı ve dayatmacı hal almıştır. Özgür ve liberal bir dünya kurma söylemleriyle oluşturulan uluslararası fonlar, kuruluşlar ve sair kurumlar sömürge düzeni haline gelerek tüm insanlığı birkaç kişilik bir elit sınıfın hizmetine sunmaya çalışmaktadır. İktisat ilmi inanç ve ibadetlerden ayrı düşünülemez. Bir toplumun dini ne ise dini ritüelleri de iktisadi hayatı da buna göre şekillenir. Maalesef bir asırdır ülkemizde, diğer birçok alanda olduğu gibi iktisadi düzenlemelerde de toplumun inancına ve kadim medeniyetine aykırı olarak katı bir kapitalist sistem uygulanmaktadır.”

“Sermaye sahibi işçiye, işçi de sermaye sahibine muhtaçtır”

Bu ülkenin dindar Müslüman evladına sorma ihtiyacı bile duyulmadan iktisadi hayatın merkezine faiz yerleştirilmiştir. Faiz bu milletin inancına göre Allah’a karşı harp ilan etme anlamına gelmektedir. Allah ve Resulünün harp ettiği bir sistemin iflah olma, topluma huzur ve refah getirme ihtimali var mıdır? Faiz, enflasyon, işsizlik sarmalında sıkıştırılmış bir ekonomik sistem ile karşı karşıyayız. HÜDA PAR’ın iktisat anlayışında kapitalist sistemde olduğu gibi para mal olarak alınıp satılamaz. HÜDA PAR’ın iktisat sisteminde işçi ile işveren birbirinin rakibi değil, birlikte çalışan iş ortaklarıdırlar. Sermaye sahibi işçiye, işçi de sermaye sahibine muhtaçtır. HÜDA PAR’ın iktisat sisteminde sınıf çatışması yoktur, sosyal barış vardır. Sınıflar birbirinin rakibi değil dayanışma içeresinde olan meslek erbabıdırlar. HÜDA PAR’ın iktisat sisteminde tembellik yoktur. Parası olan herkes parasını mal ve hizmet üretimine sokmak zorundadır. Zira sermaye, emek ve alın teri katılmadan tek başına para kazanma aracı olmayacaktır. Adil bir iktisat sistemi ve helal bir kazanç için memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı var! Diyoruz.”

“Asgari ücret vergiden muaf olmalı”

Ülkemizde uzun yıllardan beri belirlenen asgari ücret, tespit edilen açlık sınırının altında kaldığını, bir işçinin aylık ücretinin sadece sağlıklı beslenme ihtiyacına bile yetmediğini hatırlatan Sağlam, “Evli ve çocuklu işçilerin ailesinin ihtiyacı asgari ücretin tespitinde hesaba katılmamaktadır. İşin en trajik tarafı da geliri beslenme ihtiyacına yetmeyen, karnını doyuramayan; başka bir deyişle aç olan asgari ücretliden vergi alınmaktadır. Bunun sosyal devlet anlayışıyla izah edilebilecek bir tarafı yoktur. HÜDA PAR’ın sosyal devlet anlayışında devlet; beslenme, giyinme, barınma, sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bütün vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Temel ihtiyaç maddelerini karşılamaktan aciz olan bir insandan vergi alınmaz. HADA PAR olarak; asgari ücret tespit edilirken, çalışanın ve ailesinin temel ihtiyaçlarının da hesaba katılması ve her türlü vergiden muaf tutulması gerektiğini dile getiriyoruz. Herkesin hak ettiği ücrete kavuşması için memleketin HÜDA PAR’a ihtiyacı var! Diyoruz.” dedi.

“Adalet ve yargı gerektiği gibi tesis edilmelidir”

Adaletin olmadığı devlet idarelerinde çok ciddi toplumsal sorunların yaşanacağı ve bunun bir beka sorununa dönüşeceğini vurgulayan Sağlam, “Adalet devletin temeli ve esasıdır. Bütün kurum ve kuruluşlar bu esas üzerine kurulmalıdır. Allah, Kur’an-ı Kerim’de adil olmayı emretmiştir. İnsanların adaletin gereğini yerine getirmede tasarrufta bulunma yetkisi ve inisiyatif kullanma hakkı yoktur. Beka meselesi olarak değerlendirilen; içerideki terör ve kutuplaşma; dışarda ise küresel emperyalist güçlerin kuşatmasının etkili olması; adalet gözetmeyen, tekçi, inkârcı, ulus-devlet dayatmasının sonuçlarıdır. Etnik ayrımcılık ve İslam karşıtlığı üzerine inşa edilen, halkın iradesi hiçe sayılarak kurulan bu sistem, 15 asırlık medeniyetimizi yok etmek üzerine programlanmış küresel emperyalizmin bir projesidir. Adalet, hiçbir ayırım yapmadan her hak sahibine hakkını eksiksiz teslim etmektir. Adaletin zıddı zulümdür. Adaletin olmadığı devlet idarelerinde çok ciddi toplumsal sorunların yaşanacağı ve bunun bir beka sorununa dönüşeceği muhakkaktır. Toplumun adalete olan güveninin yeniden tesis edilmesi, adaletsizlikten kaynaklanan beka sorununun yaşanmaması için adalet terazisi doğru tutulmalı, yargıyı bir silah olarak kullanan FETÖ ve ETÖ yargısının neden olduğu hukuk faciaları bütün sonuçları ile ortadan kaldırılmalıdır.” diye konuştu.

“Güvenlik soruşturmalarıyla hukukun en kadim ve temel ilkelerinden olan; suç ve cezada şahsilik ilkesi, ayaklar altına alınmaktadır”

İşe alımlarda uygulanan mülakat, güvenlik soruşturmaları ve liyakat konularına da değine Sağlam, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

Devlet personel rejiminde adaletin yerine getirilmesinde ölçü; ehliyet ve liyakattir. Ancak mülakat adı altında yapılan uygulamalar nedeniyle ehliyet ve liyakatin yerini yandaşlık ve taraftarlık alırken güvenlik soruşturması adıyla yapılan uygulamalarla da “kazanılmış hak” kavramı tamamen rafa kaldırılmıştır. Paralel devlet oluşturarak devlet hafızasını ve aklını ne şekil kirlettiği açıkça ortaya çıktığı halde halen FETÖ’nün oluşturduğu zihniyet ve hafızayla hareket edilmesini anlamak mümkün değildir. Güvenlik soruşturmalarıyla hukukun en kadim ve temel ilkelerinden olan; suç ve cezada şahsilik ilkesi, ayaklar altına alınmaktadır.  Terör örgütleriyle mücadele kılıfı altında sebebiyet verilen mağduriyetler huzur ve güveni ciddi anlamda zedelemektedir. Bir an önce bu yanlıştan dönülmeli, işe alımlarda nesnel ölçülere göre hareket edilmelidir. Yolsuzluk, usulsüzlük, adam kayırmacılık ve kaynak savurganlığını önleme, siyasi iktidarın asli görevlerinden biridir. Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıların önemli nedenlerinden biri de kamu kaynaklarının kullanılmasındaki yolsuzluk ve savurganlıktır. Unutulmamalıdır ki bir kamu görevlisi devlet kaynaklarını kendi menfaati için kullanıp emanete ihanet ederse eninde sonunda siyasi iradeye de ihanet eder. Adamını kollama ve koruma her zaman siyasi iradeye zarar vermiştir.
“Diller ve renkler rabbimizin ayetlerindendir”

Yüz yılı aşkın bir süredir yaşanan sorunların başında bu ülkenin kuruluşunda kanı, alın teri ve iradesi olan Kürtlerin yaşadığı sorun ve sıkıntıların geldiğini söyleyen Sağlam, “Kürtler binlerce yıldan beri bugün bulundukları coğrafyada yaşamaya devam eden kadim bir millet ve İslam ümmetinin asli unsurlarından biridir. Bütün kavimler ve topluluklar gibi Kürtler de yaşadığı coğrafyada dünyadaki diğer kavimlerin yaşadığı birçok savaş, katliam ve yıkım görmüştür. Ancak tarihi süreç içerisinde hiçbir dönemde son yüzyılda olduğu gibi kendi yurtlarında varlıkları ret ve inkâr edilmemiş, kimliksiz kalmamıştır. Diller ve renkler, rabbimizin ayetlerinden bir ayettir. Hiçbir kavim ve millet için ayrıcalık ve üstünlük vesilesi olamaz. Kurtuluş savaşındaki inanç, düşünce ve ruh birkaç yıl sonra milliyetçilik düşüncesine evirilerek mecrasından çıkarıldı. Bu ülkenin her karış toprağında başta Kürtler, Türkler ve Araplar olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm kavimlerin ve toplulukların kanı, alın teri ve emeği vardır. Kürt meselesini günümüze kadar sorun olarak taşıyanlar, Kürtlerin haklarını ellerinden alan, sistematik bir şekilde ret, inkâr ve asimilasyon politikalarını uygulayan ve ülkedeki diğer halklara da zulmeden ulus-devletçi kafa yapısına sahip bölge devletlerinin idarecileridir.” diye konuştu.

“Kürtçe ikinci resmi dil olarak kabul edilmelidir”

Sağlam, Türkiye’de bunun temsilcisi, İttihat ve Terakki zihniyeti, Irak ve Suriye’de Baasçı zihniyet olmuştur. Coğrafyamızda yaptığı yıkımlar görülmesine rağmen halen Kürtlerin dil ve kimliklerini görmezden gelen bu zihniyet tam olarak ortadan kalkmamıştır. Onlarca yıldan beri yaşanan yıkımlar, katliamlar, can ve mal kayıplarının bitirilmesinin yolu bu ülkede yaşayan tüm kavimlerin eşit vatandaşlar olarak yaşamasını sağlayacak anayasal bir düzenin kurulması, bu meyanda Kürtlerin dillerinin ve kimliklerinin tanınmasıdır. Bu sorun sadece bir dil ve kimlik sorunu da değildir. Sorun, adalet sorunudur. 5-6 yıl öncesine kadar görülen olumlu yaklaşımlar her gün biraz daha eski ret ve sorunu görmezden gelme anlayışına doğru evirilmektedir. Sorunun tamamen ortadan kalkması için anayasadaki vatandaşlık tanımının etnik aidiyete göre yapılmasından vazgeçilmelidir. Kürtçe konuşan vatandaşlara anadilde eğitim hakkı verilmeli, Türkçenin yanında Kürtçe, ikinci resmi dil olarak kabul edilmelidir.” şeklinde konuştu.

“Kudüs İslam âleminin özgürlük sembolüdür”

Kudüs ve Mescid-i Aksa meselesine de değine Sağlam, bölgemizde yaşanan çatışmaların asıl kaynağının bir hançer gibi İslam coğrafyasının kalbine saplanmış olan siyonist rejim olduğunu söyledi.

“Başını siyonizmin çektiği küresel emperyalizmin coğrafyamızda oluşturduğu kaos ortamının temel gayesi, siyonistlerin Kudüs ve Filistin topraklarında daha rahat ve güven içinde yaşamaları olduğunu belirten Sağlam, “İslam coğrafyasında tutuşturdukları fitne ateşiyle Müslümanları birbirleriyle çatıştırırken Siyonistler, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın tamamen Müslümanlardan arındırılması için yeni saldırılar yapmaktadır. Kudüs ve Mescid-i Aksa sadece Filistinlilerin veya Arapların sorunu değildir. Kudüs davası, bütün İslam dünyasının ortak davasıdır. Bu dava Rabbimizin bize yüklediği bir davadır. İnancımızın bize yüklediği bir sorumluluktur. İslam dünyası Kudüs’ü asla Siyonistlere terk etmeyecektir. Kudüs arzın arşa en yakın mekânıdır. Tarihe bir bakın Kudüs’ün bu kutsiyetini bilip ona göre hareket edenler izzetli ve şerefli olarak tarihe kaydedilmişlerdir. Kudüs’e ve davasına ihanet edenler, yüzüstü bırakanlar tarihin çöp sepetine süpürülmüşlerdir. Kudüs davası hak-batıl davasıdır. Hak batıl davasında batılın kazanma şansı yoktur. Firavun’un Musa’ya, Nemrut’un İbrahim’e Herot’un İsa’ya karşı kaybettiği gibi Siyonistler de er geç Müslümanlara karşı kaybedecektir. Burada bir kez daha ilan ediyoruz ki Mescid-i Aksa ve Kudüs’ün müdafaasını asli görevlerimizden biri olarak biliyoruz. Bu uğurda bize ne görev düşüyorsa, ne yapmamız gerekiyorsa bütün gücümüzle bu görevi yapmaya gayret edecek, bu uğurda yapılan bütün mücadelelere destek vermeye devam edeceğiz.” dedi.

“Filistinli kardeşlerimizi onların karşısında güçlü kılmak için silah ve teknoloji yardımı yapın”

Siyonist rejimle ilişkilerin gözden geçirilmesi, Filistinlilere silah desteği verilmesi gerektiğini vurgulayan Sağlam, “Çok net bir şekilde bilinmesi gerekir ki, Gazze’deki bebeklerin uykuları Siyonistlerin bombalarıyla bölündüğü müddetçe,  Filistinli çocuklar güven içerisinde sokaklarda, sahillerde oynayamadıkça Siyonistler de asla güven içerisinde olmayacaktır. Burada bir hususu da açıklığa kavuşturmak gerekir. Bizim Yahudilerle, Musevilerle hiçbir sorunumuz yoktur. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir Yahudi veya Musevi, Siyonist işgalcilerle işbirliği içerisinde olmadığı sürece, komşu olarak, hemşeri olarak, vatandaş olarak İslam’ın emanı altındadırlar. Bizim Filistin dışındaki siyonist olmayan Yahudi ve Musevilerle hiçbir sorunumuz yoktur. Siyonist işgalciler İslam coğrafyasında olduğu müddetçe bölgeye de dünyaya da huzur ve güven gelmez.  İşgali bitirip zulmü sonlandırmak için buradan hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyoruz! Osmanlı bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin siyonist işgalci rejimi tanıyan ilk devletlerden biri olması, bu ülkeye utanç olarak yeter. Bu utanca bir son verin. Küresel emperyalist güçlerin oluşturduğu uluslararası hukuka göre devlet olma özelliği olmayan, kendine ait bir coğrafyası olmayan, işgal üzerine kurulu bir terör şebekesini devlet olarak tanımaktan vazgeçin. Siyonist rejimin temsilcilerini Hacı Bayram’ı Veli’nin şehrinden kovun. Siyonistlerle siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerinizi kesin. Madem Filistin’i devlet olarak tanıyorsunuz. Egemen bir devlet olarak Filistin devleti ile siyasi, ekonomik ve askeri iş birliği anlaşmaları yapın. Son saldırılarında bir kez daha görüldüğü gibi siyonistlerin anladığı tek dil güçtür. Filistinli kardeşlerimizi onların karşısında güçlü kılmak için silah ve teknoloji yardımı yapın. Masum sivilleri ve bebekleri katleden siyonist rejimle iş birliği yapan kişi ve kurumları teröre destek verenler listesine alın.” diye konuştu.

“Seçim barajı tamamen kaldırılmalı, adil rekabet için tüm siyasi partilere hazine yardımı yapılmalı”

Sağlam, “Yetmiş yıl uygulanan çok partili parlamenter sistem, yapılan birçok müdahaleye rağmen istenen siyasal sistemi oluşturmadığı için halkın büyük çoğunluğunun onayıyla cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildi. Başkanlık sisteminin de parlamenter sistemin de tabu haline getirilmesini doğru bulmuyoruz. Her iki sistemin de kendi içinde olumlu ve olumsuz yanları vardır. Başkanlık sisteminin iyi bir başlangıç yapmadığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin iyi işlemediği ve sistemin aksaklıklarının olduğu bir gerçektir. Ancak görülen aksaklık ve eksikliklerin giderilerek bu sistemin bir müddet denenmesinin ülke yararına olduğunu düşünüyoruz. Parlamenter sistemin en büyük sorunlarından biri olan seçim barajı, yönetimde istikrarın sağlanması için temsilde adaletin feda edilebileceği düşüncesiyle konulmaktaydı. Başkanlık sistemiyle yönetimde istikrar sağlandığı gibi temsilde de adaletin sağlanması için seçim barajı tamamıyla kaldırılmalıdır. Siyasi partiler arasında adil bir rekabetin olabilmesi için siyasi partilere yapılan hazine yardımı, kuruluşunu tamamlamış tüm partilere adil bir şekilde yapılmalıdır.” şeklinde konuştu.

“Başta incirlik ve kürecik üsleri olmak üzere ülkedeki tüm ABD ve NATO üsleri kapatılmalıdır”

“Bir Hristiyan kulübü olan Avrupa birliği; 84 milyon nüfusu, sahip olduğu tarih ve medeniyet değerleri nedeniyle Türkiye’yi asla birliğe kabul etmeyecektir.” Diyen sağlam, “50 yılı aşkın bir süreden beri ülkeyi kapılarının eşiğinde bekletmelerinin nedeni belirledikleri sözde birlik standartlarını ülkeye kazandırmak değil, bizi bir arada tutan inanç ve medeniyet değerlerimizi yok edip emperyalist emellerine yem etmektir. Şimdiye kadar hem Avrupa Birliği ve ABD’yi hem de NATO’yu her zaman ülkeye ve topluma düşmanlık edenlerin safında ve onları destekler halde gördük. 15 Temmuz kalkışmasının Amerika merkezli olduğu ortada iken, ABD ve NATO üslerinin ülkemizdeki varlığının bu millete en küçük bir yararı sayılamazken, buna rağmen fitne fesat merkezi olan bu üslerin açık tutulmasını anlamak mümkün değildir. Halkın aleyhine oluşturulan her yıkıcı faaliyetin içinde uzantıları bulunan başta incirlik ve kürecik üsleri olmak üzere ülkedeki tüm ABD ve NATO üsleri kapatılmalıdır. Türkiye, Avrupa Birliğine üyelik başvurusunu geri çekmeli, İslam toplumu ile siyasi, ekonomik ve askeri birlikler oluşturmasına öncülük etmelidir.” ifadelerini kullandı.

“Akdeniz’deki tüm İslam ülkeleri ile ilişkiler düzeltilmeli”

Sağlam, “Hükümetlerin öncelikli görevlerinden biri de milletin haklarını her platformda savunmak ve korumaktır. Akdeniz’in altında ve üzerinde bulunan hakların muhafazası için Batı’dan gelen baskılara boyun eğilmemeli, kararlı bir şekilde diplomatik her türlü gayret sonuna kadar ortaya konmalıdır. Siyonist rejimin kurmaya çalıştığı ittifak ve anlaşmaları bozmak için Akdeniz’deki tüm İslam ülkeleri ile ilişkilerini düzeltmelidir. Akdeniz’in altındaki ve içindeki zenginliklerden faydalanmak için tüm bölge ülkeleri ile sözleşmeler yapma gayretlerine devam etmelidir.” dedi.

“Suriye’de kalıcı çözüm sağlanması için emperyalist ülkeler bölgeyi terk etmeli”

Suriye’de 10 yıldan fazladır devam eden savaş ve savaşın mağdurlarına değinen Sağlam, şunları kaydetti:

İslam toplumunun sahip olduğu bütün bu nimetlere rağmen yanı başımızda Suriye’de 10 yılı aşkın bir süredir büyük bir yangın var. Evlatlarımız, medeniyetimiz, tarihimiz ve insanlık haysiyetimiz bu yangında yanmaktadır. Bu yangından can havliyle kaçıp Türkiye’ye sığınan 4 milyona yakın Suriyeli kardeşimiz ülkelerindeki yangının sönüp yurtlarına dönüşü beklemektedir. Her şeyden önce bunlar bizim kardeşlerimizdir. Bu kardeşlerimiz için yapacak iş ‘Suriyeliler evlerine gitsin’ demek değil evlerine gidebilecek ortamı sağlamak için gayret etmektir. Bu ateşin harlanmasında uygulanan yanlış dış politikanın etkisi inkâr edilemez. Uluslararası sınırlar halkları değil, devletleri birbirinden ayırır. Suriye’de yaşanan sorun ve sıkıntıların giderilmesi hem inancımızın, hem de tarih ve medeniyetimizin bize yüklediği bir sorumluluktur. Sorunun kalıcı olarak çözülmesi için binlerce kilometre uzaklardan gelen küresel emperyalist güçler bir an önce Suriye’yi terk etmelidir. Bunun yerine bölge ülkelerinin katılımıyla Suriye’deki tüm kesimlerin temel haklarını garanti altına alacak adil bir yönetim oluşturulmalıdır. Emperyalist ülkeler, ellerini ve uzantılarını bölgeden çekerlerse bölgemizde çözülemeyecek hiçbir problem yoktur.
“Dış politikada İslam birliği esas alınmalıdır”

İslam coğrafyasında yaşanan acıların son bulması için İslam birliğinin kurulmasının faydalı olacağını vurgulayan Sağlam, son olarak şu ifadeleri kullandı:

“İnancımız, medeniyet değerlerimiz ve kültürümüzle uyuşmayan 450 milyonluk Avrupa Birliği yerine, aramızda inanç, medeniyet, tarih ve kültür bağı olan bir milyar 800 milyonluk nüfusa sahip İslam ülkeleri ile birlikler oluşturmak her açıdan daha faydalı ve gerçekçidir. Bunun için dış politikada ülke çıkarı yerine İslam ülkeleri arasında vahdeti, kardeşliği ve adaleti üstün tutan ümmet anlayışını hâkim kılmak için bir çaba harcanmalıdır. Bu bilinçle hareket edilmediği için nüfusu 2 milyara yaklaşan Müslümanların gözleri önünde Myanmar’da Arakanlı Müslümanlar, Doğu Türkistan’da Uygur Müslümanları soykırıma uğramakta; İslam Beldeleri işgal edilmektedir. Hakkı kuvvette ve büyüklükte arayan işgalci zihniyetin oluşturduğu zulüm düzenini yıkmanın tek yolu hakkın hâkimiyetini esas alan İslam birliğini oluşturmak ve adaleti dış politikanın esası haline getirmektir. İslam dünyası, küresel emperyalizmin oluşturduğu baskı ve şantajlara boyun eğmeden sahip olduğu bütün değerleri, devasa askeri ve ekonomik büyüklüğünü bir an önce siyasi bir güce de dönüştürmelidir. Bu duygularla 4’üncü Büyük Kongremizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bugüne kadar Genel Merkez teşkilatından belde teşkilatlarına kadar emeği geçen tüm kardeşlerime yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür ediyorum. Rabbim emeklerimizi zayi etmesin. Bu kongrede yönetime gelecek kardeşlerime de hayırlı hizmetlerinde başarılar diliyorum. Rabbim bize hakkı hak olarak gösterip tabi olmayı batılı batıl olarak tanıyıp ondan uzak durmayı nasip eylesin.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.