toplumsal yaşantının oluşturduğu görüş ve ön yargılardan uzaklaşmaya ne denir

20. YÜZYIL FELSEFESİ 11.SINIF. ANAHTAR KAVRAMLAR BİREYANLAMAYORUMLAMA DİYALEKTİ K -GÖRÜNGÜ ÖZGÜRLÜK.... konulu sunumlar: "20. YÜZYIL FELSEFESİ 11.SINI...

20. YÜZYIL FELSEFESİ 11.SINIF. ANAHTAR KAVRAMLAR BİREYANLAMAYORUMLAMA DİYALEKTİ K -GÖRÜNGÜ ÖZGÜRLÜK.
... konulu sunumlar: "20. YÜZYIL FELSEFESİ 11.SINIF. ANAHTAR KAVRAMLAR BİREYANLAMAYORUMLAMA DİYALEKTİ K -GÖRÜNGÜ ÖZGÜRLÜK."— Sunum transkripti:
1 20. YÜZYIL FELSEFESİ 11.SINIF


2 ANAHTAR KAVRAMLAR BİREYANLAMAYORUMLAMA DİYALEKTİ K -GÖRÜNGÜ ÖZGÜRLÜK


3 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI 20. yüzyıl felsefesi, günümüze kadar uzanan toplumsal olaylar ve 18-19. yüzyıl felsefesinde yaşanan tartışmalara yönelik bu dönem filozofları tarafından yapılan felsefi sorgulamalar üzerinde yükselen bir felsefedir. Batı’da başlayan bu sorgulamalar sürecinde felsefede değişimler meydana gelmiş bazı filozoflar felsefede yeni ana akımlar oluşturmuştur.


4 20. YÜZYIL FELSEFESİ ANA AKIM FİLOZOFLARI G. Frege (Frige) (1848-1925) E. Husserl (Hussel) (1859-1938) H. Bergson (Berkson) (1859-1941) A. N. Whitehead (Vayted) (1861-1947) B. Russell (Rasıl) (1872-1970) G. E. Moore (Mor) (1873-1958) E. Cassier (Kasiyer) (1874-1945) N. Hartmann (Hartmın) (1882-1950) L. Wittgenstein (Vitginştayn) (1889-1951) M. Heidegger (Haydeger) (1889-1976) R. Carnap (Karnap) (1891-1970) H. G. Gadamer (Gadımır) (1900-2002) K. Popper (Papır) (1902-1994) Ayn Rand (Ayn Rant) (1905-1982) J. P. Sartre (Satr) (1905-1980) A. J. Ayer (Ayer) (1910-1989) Albert Camus (Alber Kamü) (1913-1960) T. Kuhn (Kun) (1922-1996) J. Habermas (Habermas) (1929- )


5 20. YÜZYIL TÜRKİYE FELSEFECİLERİ Hilmi Ziya Ülken (1901-1974) Takiyettin Mengüşoğlu (1905-1984) Macit Gökberk (1908-1993) Mazhar Şevket İpşiroğlu (1908-1985) Nurettin Topçu (1909-1975) Aydın Sayılı (1913-1993) Vehbi Hacıkadiroğlu (1919-2007) Bedia Akarsu (1921-2016) Cemal Yıldırım (1925-2009) Nermi Uygur (1925-2005) Necati Öner (1927- ) Mübahat Türker Küyel (1927- ) Selahattin Hilav (1928-2005) Uluğ Nutku (1935-2014)


6 İoanna Kuçuradi (İonna Kuçuradi) (1936- ) Önay Sözer (1936- ) Afşar Timuçin (1939- ) Doğan Özlem (1944- ) Ahmet Arslan (1944- ) Arda Denkel (1949-2000)


7 İnsanlık, 20. yüzyıla gelmeden önce hayatı derinden etkileyen olaylar yaşamıştır. Bunların etki-sinin başta Avrupa olmak üzere tüm dünyaya yayıldığı görülmektedir. 19. yüzyıldaki fikir hareketleri, toplumsal sınıf mücadeleleri ve bazı devletler arasında yaşanan savaşlar bu etkilerin ilk ciddi örnekleridir. Bunların beraberinde ve devamında sosyoekonomik ve politik durumlarda meydana gelen köklü değişiklikler, 20. yüzyılda 1 ve 2. Dünya Savaşı’nın yaşanmasına neden olmuştur. Bu dönem felsefesinin ortaya çıkışını anlamak için bahsedilen olaylar çerçevesinde 18-19. yüzyıl felsefelerine ve onların etkilerine bakmak gerekir.18-19. yüzyıl felsefesi; genel olarak felsefenin ortaya çıkış döneminden gelen felsefi, bilimsel ve sosyokültürel birikimin aydınlanmacı filozoflar tarafından sorgulandığı bir felsefe olarak düşünülebilir. Bu felsefenin 20. yüzyıl felsefesine olan etkisi, aydınlanma filozoflarının düşüncelerinde yatar.


8 18. yüzyıla doğru bilimin etkisi altındaki felsefeye bakış değişmiş, matematik ve fizik alanındaki ilerleme felsefede kesin bilginin aranmasına neden olmuştur. Ana problem, bilginin doğasına ilişkin sorgulamalarda gerçeğin ne olduğu ve nasıl bilinebileceği yönündedir. Descartes aklı, Locke deneyimi temel olarak almıştır. Kant ise her ikisini sentezleyerek bilgi ve varlık üzerine yoğunlaşmıştır. Kant’ın bilgi görüşü üzerine yapılan değerlendirmelerde onu destekleyen, alternatif yollar gösteren ya da kısmen veya tamamen reddeden bakışlar öne çıkmıştır. Bu bakış açıları çerçevesinde yapılan tartışmalar, 20. yüzyıl akımlarının ortaya çıkmasında önemlidir. 19. yüzyılın ortalarına doğru bilimsel yönteme (tümevarıma) dayalı deneycilik anlayışı Hegel, Descartes ve kısmen de Kant’ın savunduğu bilgide akılcılık görüşünün önüne geçmeye başlamıştır. Deneysel bilimlerin yükselişi, gerçeğin ne olduğu ve nasıl bilinebileceği problemine başka bir çözüm sunmuştur. Deneye konu edinilenin nesneler olduğu ve onun da bilimsel yöntemin sağladığı bilgiyle biline-bileceği düşünülmüştür. Dönem itibarıyla bu düşünüşün savunucuları arasında Simon ve A. Comte vardır.


9 Hegel, “Gerçek olan akılsal, akılsal olan gerçektir.”Kant’ın bilgi ve varlık konusunda geliştirdiği düşüncelerinde bilgiyi varlığın önüne almasını eleştiren Hegel, bilgiden önce varlığın konu alınması gerektiğini belirtir. Felsefe ona göre ancak varlığın felsefesi olabilir ve insan, felsefeyle nesnenin arkasındaki ideyi (fikir) kavrayabilir. Bu kavrama, Hegel’e göre kavramlar aracılığıyla mümkündür. Tarihin gerçeğini ifade eden bu kavramlara insanları ulaştıracak yol ise felsefedir. Varlığın ne olduğunun cevaplanması felsefenin görevidir. 19. Yüzyılda Oluşan Bazı Felsefelerin Etkileri


10 A. Comte, “İnsanlık teolojik ve metafizik dönemi bitirmiş, poziti- vist döneme girmiştir.”Comte, pozitivizm görüşünü ileri sürmüştür. Materyalist anlayışa dayalı olan bu fikir, metafiziği reddetmesi bakımından önemlidir. Pozitivizm, olgunun dışında gerçek hiçbir şey olmadığını ve ancak de-neye dayalı bilimsel bilginin gerçeğin bilgisini içerdiğini savunur. Yani gerçek olan olgusaldır. Bu görüş, 20. yüzyıl felsefesinin bilimle olan etkileşimi açısından önemlidir. 19. Yüzyılda Oluşan Bazı Felsefelerin Etkileri


11 Fransız İhtilali, adalet ve eşitliğe dayalı toplum düzenine ulaşmak için yapılmıştır. İhtilalden sonra bu ideale ulaşılamadığına dair eleştiriler ortaya çıkmıştır. Pozitivizm akımı öncülüğünde Fransa’da yeni bir düzen arayışı olmuştur. Sanayi Devrimi üzerine yapılan eleştiriler İngiltere’de gitgide çoğalmış ve yeni düzen arayışı orada da görünmeye başlamıştır. Toplumda adil bir bölüşüm olmadığı fikri Almanya’yı da içine almış ve tüm Avrupa’yı, 20. yüzyıla doğru ise dünyayı sarmıştır. Bu arayışlar içinde öne çıkan siyasi düşünceler arasında sosyalizm hızla yayılmıştır. Bu açıdan en fazla eleştiriye uğrayan düşünür de Hegel olmuştur. Avrupa’daki gelişmeler doğrultusunda felsefe-de yeni fikirler oluşmuştur.


12 Marx, “İnsan doğaya ne kadar yabancılaşırsa o kadar toplumsallaşır, ne kadar toplumsallaşırsa da o kadar kendine yabancılaşır.”Hegel felsefesine yapmış olduğu itirazın yanı sıra materyalizm ve pozitivizm düşüncelerinden etkilenen Marx, sosyalist düşüncenin öncülerinden biri olmuştur. Marx’ın görüşleri diyalektik materyalizmdir. Marx, baş aşağı olduğunu düşündüğü Hegel’in diyalektik düşüncesini ayakları üzerine çevirdiğini ifade ederek diyalektiği ekonomi temelinde insanlık tarihine uygulamıştır. Dolayısıyla Hegel’in tarihsel idealizmini, ekonomi temelinde tarih-sel materyalizme dönüştürmüştür. 20. Yüzyıla Doğru Oluşan Bazı Felsefelerin Etkileri


13 Sören Kierkegaard,“Ne olduğun gerçeğiyle yüzleş çünkü seni değiştirecek olan şey odur.”19. yüzyıl itibarıyla Almanya’da Hegel felsefesine karşı çıkan diğer bir filozof da Sören Kierkegaard’tır. Bu filozofun önemi sadece Hegel felsefesine itirazda bulunması değil 20. yüzyıl felsefesini etkilemesi ve onun için de varoluşçu felsefe akımının öncülerinden biri olmasıdır. Kierkegaard’ın Hegel’e eleştirisi, genel olarak Hegel’in felsefesinde bireyin öznel olarak var olma şansının olmadığı yönündedir. Hegel’in akılla gerçeği birbirine eşlemesi noktasında nesnel bir sistem kurduğunu ve bu sistemde öznel bir varoluşa yer vermediğini belirtir. Dolayısıyla Kierkegaard, nesnel gerçeklik görüşünün karşısına öznel gerçeklik görüşünü çıkarır. Ona göre gerçek olan varoluştur. 20. Yüzyıla Doğru Oluşan Bazı Felsefelerin Etkileri


14 18-19. yüzyıl felsefi tartışmaları; 20. yüzyıl felsefesinde pozitivizm, diyalektik materyalizm ve varoluşçuluk felsefelerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu felsefeler, aynı zamanda çağdaş felsefede bazı ana akımlara dönüşmüştür. 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ  20. yüzyıl felsefesi; gerçeğin ne olduğu, nasıl bilineceğinin ele alındığı ve metafizik tartışmaların kendini hissettirdiği bir dönem olmasının yanı sıra dünya savaşları gibi toplumsal ve ekonomik düzlemde yaşanan değişimlere yönelik fikirlerin de oluştuğu bir dönemdir.  Çağdaş bir felsefe olan ve belli bir coğrafyanın egemenliğinde olmayan 20. yüzyıl felsefesi, zaman içinde sistemleşmiştir.19. yüzyılın tarihsel seyrine bakıldığı zaman bilimin ilerleyişinin birçok alanda yeni çalışmalar getirdiği, bu durumun da bilimde uzmanlık alanları fikrini açığa çıkardığı ve daha önceleri doğa felsefesi altında toplanan bazı bilim alanlarının felsefeden ayrılıp bağımsız birer disipline dönüştüğü görülmektedir.


15 Bilimdeki bu gelişmeler, filozofların bilgi üzerinde önemle durmalarına ve bilimi sorgulamalarına sebep olmuştur. Bu yönelim, felsefenin kuramsallaşmasına da neden olmuştur. Felsefede de uzmanlaşmalar başlamış ve çeşitli alanlarda derinlemesine çalışmalar yapılmıştır. 20. yüzyıl sonlarına doğru üniversite dışında çalışan filozof neredeyse kalmamıştır. Felsefedeki bu uzmanlaşma süreci, felsefenin ne olduğu problemine teorik açıdan yaklaşılmasını sağlamış ve felsefe, yöntem kazanma eğilimine girmiştir. 20. yüzyıl, gerek ekonomik gerekse devletler arası ilişkilerde bilim ve teknolojinin güç olarak kullanıldığı bir çağdır. Bu güç, üretim ve silahlanmada kendini açıkça göstermiştir. Dünya savaşlarının yaşandığı bu dönemde politik ve ekonomik çöküşlerle yaşanan dramatik olaylar, insanları umutsuzluğa sürükleyerek onların bireyselleşmelerine neden olmuştur. Yaşanan olaylar, insanların değer anlayışlarında değişimler meydana getirmiş ve bazı değerler derinden sarsılmıştır. Filozoflar, çağın bu sorunlarına karşı duyarlılık göstermiş ve bu durumu felsefelerinde işlemiştir.


16 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN ÖNE ÇIKAN BAZI ÖZELLİKLERİ Felsefenin problemlerine yeni açıklamalar getirilen dönemdir. Felsefede uzmanlaşmaların olduğu dönemdir. Felsefenin yeni yöntemler kazandığı dönemdir. Felsefede yeni ana akımların oluştuğu dönemdir. Sembolik mantık çalışmalarının yoğunlaştığı dönemdir. Dilsel analizlerin yapıldığı, dil ve düşünce arası ilişkilerin incelendiği ve dil kuramlarının geliştirildiği dönemdir. Bilim üzerine yapılan çalışmalar sonucunda bilim felsefesi alanının kurulduğu dönemdir. Felsefi eserlerin çoğaldığı bir dönemdir. Felsefenin üniversiteler aracılığıyla dünyanın her yerinde yapıldığı dönemdir. ÖNEMLİ! !!


17 20. yüzyıl felsefesinin temel problemlerini, onlara yönelik dönemin ana akımlarının yapmış olduğu tartışmalar ve eğilimler belirlemiştir. Bu problemlerin anlaşılabilmesi için 20. yüzyıl felsefesi akımlarının görüşlerinin incelenmesi gerekir. 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİ VE AKIMLARI Gerçeklik-Görünüş Sorunu (Fenomenoloji) Yorum Sorunu (Hermeneutik) Varoluş-Öz Sorunu (Varoluşçuluk) Değişim Sorunu (Diyalektik Materyalizm) Metafizik Bilgi Sorunu (Mantıkçı Pozitivizm) Varlık Sorunu (Yeni Ontoloji) Önemli !


18 Fenomenoloji ve Gerçeklik-Görünüş Sorunu 18-19. yüzyıl ve sonrası felsefelerin doğa bilimlerine yaklaşması, felsefede hakikat arayışının ve değer oluşturma özelliklerinin yitirilmesine neden olmuştur. Doğadaki nesnelerin dışında da varlıkların olduğunu düşünen Husserl, mantıksal olarak varlığın gerçekliğinin aranması gerektiğini belirtir. Husserl, “Bilinç her zaman bir şeyin bilincidir.” Bu bilinç, nesnelerin özünün bilgisinin bilinmesini yani onların anlamlarının bulunmasını sağlar. Fenomenoloji (görüngübilimi), insanın doğrudan duyularına konu olan fenomenleri, başka bir ifadeyle olgu ve olayları mantıksal olarak betimleyen bir yöntemdir. Bu yöntem, fenomenlerin özünün bilgisine ulaşmayı ve dolayısıyla bilincin çözümlenmesini sağlayacaktır. Bilincin özü yönelim olduğundan bilince yönelik araştırma; bilincin kendisine değil içerdiğine, yöneldiği şeye yani fenomenlere yönelik olmak zorundadır. Fenomenolojik yöntem, fenomenlerin özüne ulaşabilmek için daha önce edinilmiş bilgilerden, ön yargılardan, rastlantısal özelliklerden uzaklaşmak ve bu bilgileri paranteze almaktır. Husserl, paranteze almayı üç durum için gerekli görür.


19 1.Tarihle ilgili paranteze alma: Toplumsal yaşantının oluşturduğu görüş ve ön yargılardan uzaklaşma 2. Varoluşla ilgili paranteze alma: İncelenen nesnelerin gerçekten var olup olmadıklarına yönelik şüpheden uzak durma 3. “İde”lerle ilgili paranteze alma: Nesneleri renk ve şekil gibi özelliklerinden arındırmayı sağlama


20 Paranteze alma yöntemiyle fenomenlerin özüne ulaşılacaktır. Örneğin bir insanın masanın özüyle ilgili bilgisi, karşısında duran masaya dair fenomenolojik yöntemle elde edilir. Masaya dair tüm ön bilgiler ve masanın rengiyle şeklinin paranteze alınmasıyla birlikte kişide oluşan bilgi, masanın özüne dair bilgidir. Bu bilgi “öze dair sezgi”dir.


21 Hermeneutik ve Yorum Sorunu 20. yüzyıl felsefesinin önemli akımlarından biri de hermeneutiktir. Hermeneutik, insanın söz ve eylemlerinin oluşturduğu ürün ve yapıların anlamına yönelik yorumlamadır. Hermeneutik, tek Tanrılı dinlerde özellikle kutsal metinlerin yorumlanması veya peygamberin söz ve davranışlarının anlaşılması şeklinde ortaya çıkmış ve zamanla tüm metinlerde uygulanır olmuştur. Dilthey, hermeneutiğin önemli kurucu filozofudur ve en başta doğa bilimleri ve tinsel bilimler ayrımı yapar. Doğa bilimleri dışsal, tinsel bilimler insana ait yani içsel bilgilerdir. Tinsel bilimlerin başında da tarih gelir. Dilthey, yaşanan her dönemin kendi tinselliği olduğunu ve bu tinselliğin de dilde kendine has anlamlar oluşturduğunu ileri sürer. Tarihsel bir dönemi veya tarihsel bir olayı anlayabilmek için o dönemin tinsel yapısının dile yüklediği anlamlarına bakılması gerekir. Hermeneutik, Gadamer’in anlam ve yorum üzerine geniş ve sistemli düşünceler ortaya koyması sonucunda gerçek anlamda felsefi bir akıma dönüşmüştür. Gadamer, hermeneutiği yöntem olmasından daha çok hakikat arayışı olarak görmüştür. Gadamer, bir insanın diğer insanı sonunda da kendini anlaması için hermeneutiğin gerekli olduğunu ve onun köprü işlevini gördüğünü söyler. Anlamak, insanın var oluşunun en büyük kabiliyetidir. Anlamak, üretilmiş bilginin yeniden üretilmesidir


22 Metin Yorumlama Metnin parçası Tarihe dayalı Kültüre dayalı Tecrübeye dayalı Yorumsal döngü Önemli !!!


23 Gadamer’e göre ön yargılar, bir tür ön bilmeyi sağlarken insanın bakış açısının da varabileceği sınırı gösterir. Gadamer, anlamayı ufukların kaynaşması dediği teoriyle açıklar. Kişinin bilgi ufku, anlamaya yöneldiği şeyin ufkuyla kaynaşır ve ortaya anlama çıkar. Ufukların kaynaşması, dil ve anlam ilişkisi üzerinden bir insanın sözlerinin anlaşılması veya bir metnin yorumlanması şeklinde olabilir.


24 Yeni Ontoloji ve Varlık Sorunu Hartmann’a göre felsefedeki problemli durumlar metafizik konulardır. Bu meselelerin çözümlenmesi için aranan yöntem felsefe tarihinde mantık üzerinden yapılır. Mantık yöntemine dayalı ortaya konan görüşün hakikatle örtüşmesi problemlidir. Mantıksal açıdan doğru olan her durumun her zaman gerçeği vermeyeceği konusuna dikkat çeker. Felsefede mantığa dayalı yöntemlerin çalışmalarını zayıf görür. Onun için bilgi veren bir alan üzerinden felsefeye sistem kazandırılması gerektiğini düşünür. Bilginin doğasının bilinmesi gerektiğini belirten Hartmann, bu yolda ontolojiye (varlık bilimi) kesinlikle ihtiyaç olduğunu ve varlıkların kendi aralarındaki kategorik ilişkilerinin incelenmesi gerektiğini savunur.Hartmann, deneysel alan üzerinden varlıkların yapısı ve işleyişini çözümlemeye çalışır. Ona göre varlık, madde ve ruhtan oluşur. Ruhun en önemli yanı düşünmedir ve bilginin oluşumu her ne kadar düşünen bir özneye ihtiyaç duysa da düşünülen varlığın payı unutulmamalıdır. Dolayısıyla Hartmann, her bilgi dalında (felsefe, sanat, sosyoloji, hukuk vb.) o bilgi alanıyla uğraşan kişilerin (filozof, sanatçı, sosyolog, hukukçu vb.) kendi uğraşlarının temas ettiği varlığı tanıması gerektiğini ileri sürer. Bunun bir yöntem işi olduğunu belirten Hartmann, yeni ontolojinin bu ihtiyacı karşılamak için olduğunu savunur.


25 Varoluşçuluk ve Varoluş-Öz Sorunu 20. yüzyıl felsefesinin önemli akımlarından biri de varoluşçuluktur. Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm), bilimsel bilginin en ideal bilme şekli olduğuna yönelik anlayışa karşı insan varoluşunun bu bilgi çemberine sıkıştırılamayacağı iddiasındadır. 20. yüzyıl, varoluşçu düşünürlere göre gelişme ve ilerlemenin yanı sıra savaş ve yıkımları da beraberinde getirmiştir. Bu çağ, insanın birey olarak var olmasını zora sok-muştur. Böyle bir süreçte ortaya çıkan varoluşçuluk, bir yandan felsefi bir düşünüş alanı yaratma bir yandan da pratik hayata yönelik tutumlar oluşturma çabasının sonucudur.Varoluşçu olarak kabul edilen filozoflar; özgürlük, seçim yapma (özgür irade), varlığın anlamı, varoluş-öz sıralaması gibi bazı kavram ve felsefi problemler üzerinde durmuştur. Özellikle 2. Dünya Savaşı’nda yaşanan büyük acılar, modern dünyaya yönelik güveni sarsmış ve varoluşçuluk felsefesine olan ilgiyi artırmıştır.


26 Yürüyen Adam, Alberto Giacometti


27 Varoluşçu filozof Kierkegaard, 19. yüzyıl düşünce yapısını ve bireyin önemini azalttığı düşüncesiyle Hegel felsefesini eleştirir ve varoluşçu felsefenin ilk temellerini atar. İnsanın temel sorunu bilgi ve bilmek değil, varoluşun kendisidir. Varoluş, hiçbir zaman hazır değildir; oluş içinde olan insan, sürekli yeni kararlar alıp seçimler yaparak kendini yeniden sentezler. İnsanın seçim yapabilmesi özgür oluşundandır. Özgürlük ise seçimlerin sonuçlarının sorumluluğunu almayı gerektirir. Varoluşçu felsefeyi, farklı açılardan Nietzsche de etkilemiş-tir. Aydınlanma düşüncesiyle biçimlenen modern insanın değerlerini eleştirir. Modern insanın değerlerinin dayandığı ilkelerin çöktüğünü söyler. Nietzsche’ye göre insan, toplumu ve kendini aşmalıdır. Aşmak, belirlenmiş amaca yönelmekten öte aşma sürecinin kendisiyle anlamlıdır. Jaspers, modern dünyanın düşünce yapısıyla materyalist ve idealist felsefelerin varlığı açıklama konusunda yetersiz kaldığını söyler. Bilimlerin insanın varoluşunu açıklayamayacağını, felsefenin ise insanın öznel varoluşunu açıklayabileceğini söyler.


28 Varoluş özden önce gelir. VAROLUŞ ÖZ


29 Varoluşçuluğun önemli temsilcilerinden olan Sartre, “Varoluş, özden önce gelir.” yargısıyla felsefi sistemin merkezinde olan bir savı dile getirir. Bu yargı, insanın önceden belirlenmiş bir özle dünyada bulunmadığını, seçimleriyle özünü ve asıl olarak kendini oluşturduğunu söyler. İnsanın hayat karşısındaki özünü oluşturma gücü, seçim yapabilmesinden yani özgür olmasından kaynaklıdır. İnsanın özgürlüğü doğuştan değil bilinci sayesinde vardır.


30 Diyalektik Materyalizm ve Değişim Sorunu Materyalizm, varlığın temelinde maddeyi gören anlayışların ortak adıdır. Materyalizm düşüncesi İlk Çağ’dan bu yana farklı düşünürlerce ortaya konmuş ve maddenin varlığa temel oluşu değişik biçimlerde savunulmuştur.Materyalist düşünceyi temel alan Marx ve Engels, tinden başladığı için Hegel’in diyalektiğini baş aşağı duruyor olarak nitelendirmiştir. Onlara göre Hegel, diyalektik yöntemi tez-antitez-sentez süreçleriyle belirlemede doğru bir düşünce ortaya koymuş ancak tez aşamasını tin ile başlatmakla hata yapmıştır. Tez aşaması madde yani doğa ile başlamalıdır. Marx ve Engels bu yaklaşımlarıyla diyalektik materyalizm düşüncesini ortaya koymuşlardır. Onlara göre varlığın tüm süreci doğanın nicel birikimlerinden oluşan nitel sıçramalardan oluşur. Nitel birikimler de nicel olanı değiştirmeyi sağlar.Genel olarak diyalektik yöntemi Engels, düşünce ve doğanın; Marx ise toplumun hareket ve değişimlerini açıklamak adına kullanmıştır.Engels, dönemin bilimsel bilgilerini ele alarak doğayı ve doğanın diyalektiğini açıklamaya çalışmıştır. O, düşünce ve doğanın uyumlu yapılarda olduğunu ve düşüncenin işleyişinin doğanın tabi olduğu yasalara göre şekillendiğini savunmuştur.


31 Marx; tarihteki toplumsal değişimleri inceleyerek, tarihsel dönüşümü üretim süreçlerine bağlayarak açıklamaya çalışmıştır. Ona göre insanlar, ekonomik süreçte üretimde bulunan ve üretim araçlarına sahip olanlar olarak sınıflandırılır. Toplumda ekonomik üretim ilişkileri maddi unsurlar olarak altyapıyı (temeli) oluştururken siyaset ve hukuk gibi kurumlarsa üstyapıyı oluşturur. Marx’a göre altyapı üstyapıyı belirler. Marx, bir toplumun ekonomik unsurlarının (altyapı) kültür ve hukuk gibi olguları (üstyapı) oluşturduğunu ileri sürer. Ona göre alt ve üstyapı değişimleri birbirini etkileyerek yeni ekonomik sistemler oluşturur. Marx’ın yönelimi, tarihsel materyalizm olarak da adlandırılır.


32 ÖNEMLİ!!!


33 Mantıkçı Pozitivizm ve Metafizik Bilgi Sorunu 20. yüzyılın başlarında Viyana’da Moritz Schlick öncülüğünde Carnap ve Whitehead’in de aralarında bulunduğu bilim insanları bir araya gelerek mantıkçı pozitivizm akımını oluşturmuştur. “Viyana Çevresi” olarak da bilinen mantıkçı pozitivistler, deney ve gözlem alanının dışında kalan önermelerin anlamsız olduğunu belirtirler. Ele alınan problem, önermelerin anlam sorunudur. Yapılmak istenen ise deney ve gözlem alanıyla doğrulanması mümkün olmayan metafizik önermeleri diğer önermelerden ayırmaktır. Mantıkçı pozitivistlere göre metafiziksel önermeler anlamsızdır. Carnap, metafiziksel önermelerin sözde önermeler olduğunu ileri sürmüştür. Örneğin “Ruh ölümsüzdür ve bulunduğu beden çürüyünce diğer bir bedene geçer.” önermesi düşünüldüğünde ruhun varlığı ve bedenler arası geçiş fikri deney ve gözlemle ispatlanamayacağı için bu önerme metafizikseldir.


34 Mantıkçı pozitivizmin bilim görüşüne yapılan ilk ciddi eleştiriyi, bu görüşe yakın durmasına rağmen Karl Popper yapmıştır. Popper’a göre bilim, kesin olduğu iddia edilen tümevarıma dayanmaz. Çünkü tümevarımla kurulan bilimsel bir kuramın deneysel olarak ve kesin bir şekilde doğruluğunun ortaya konması imkânsızdır. Popper, görüşlerinin anlaşılması için basit bir örnek verir. “Bütün kuğular beyazdır.” genel önermesi çok sayıda kuğunun beyaz olduğunun gözlemlenmesi ne rağmen dünyada her an siyah bir kuğu doğma ihtimalinin var olması nedeniyle şüpheli olur. Mantıkçı pozitivizmin ve onun temelinde olan pozitivizmin bilim görüşünü eleştiren düşünürlerden biri Thomas Kuhn’dur. O, bilimsel etkinliğin tarihsel arka planına dikkat çekerek bilimsel kuramın oluşum safhalarını ele almış ve klasik bilim görüşünü derinden sarsmıştır.Bilimi, bilim insanlarının etkinliği olarak düşünen Kuhn; onun toplumsal ve kişisel değer yargılarından arınık olmadığını savunur. Ona göre bilimsel anlayış, bilimin tüm süreçlerini içermelidir. Bilimi, kendini meydana getiren değerlerden bağımsız olarak düşünmek bir hatadır. Kuhn’un eleştirilerindeki kilit kavram paradigma kavramıdır.


35 Doğayı açıklayabilmek için kullanılan düşünceler bütünü anlamını da içeren paradigma, ortaya çıkan yeni anlayış ve gelişmeler doğrultusunda değişebilir. Aristoteles’in fizik alanındaki görüşleri bir zamanların paradigmasıdır ve Newton’a kadar da bu paradigma geçerli olmuştur. Dolayısıyla ona göre pozitivizm ve mantıkçı pozitivistler yanılgı hâlindedir. Bilim, paradigmaların değişimiyle sıçramalar yaparak ilerler. Bu sıçramaları bilimsel devrim olarak nitelendirir.


36 TÜRKİYE’DE FELSEFİ DÜŞÜNCEYE KATKIDA BULUNAN FELSEFECİLER Türkiye’deki felsefe çalışmaları, 1933 yılında üniversitelerde yapılan reform sonucunda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde açılan felsefe bölümüyle kurumsallaşmıştır. Temelleri Tanzimat ile başlayan fikir tartışmalarıyla oluşturulmuştur. Bu çalışmalar, birçok felsefeci ve düşü- nürün katkısıyla ülkede hızla yayılmıştır.


37 HASAN ALİ YÜCEL İstanbul’da çeşitli okullarda felsefe öğretmeni olarak görev yapan Hasan Ali Yücel, Millî Eğitim Bakanlığı görevini yürüttüğü dönemde tercüme bürosu kurdurarak felsefe ve edebiyat alanlarında çeviri yapılmasına öncülük etmiştir. Yücel’in felsefi görüşlerine bakıldığında özellikle hürriyet, eğitim ve hümanizm kavramları öne çıkar. Hürriyeti insan ve toplum için bir ideal olarak düşünür ve hürriyet olmayan yerde insan karakterinin gelişemeyeceğini belirtir. Ona göre hürriyet ancak insanın kendi kendine düşünebilmesiyle gerçekleşebilir. Bu açıdan insana saygıyı temele alan Yücel, eğitim sayesinde hürriyetin yayılması görüşündedir. Hümanist bir görüşe sahip olan Yücel’e göre insanlar arasındaki eşitsizlik kaldırmalı, halkın eğitimini ve hürriyetini temele alan bir anlayış geliştirilmelidir. Dolayısıyla felsefi açıdan Yücel’in hürriyete ilişkin birey ve toplumu sentezleyen eleştirel ve hümanist bir tavır sergilediği söylenebilir.


38 NUSRET HIZIR Yurt dışında felsefe, matematik ve fizik üzerine eğitim gören Nusret Hızır, Ankara Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi başta olmak üzere üniver- sitelerde bilim felsefesi ve mantıkçı pozitivizm üzerine dersler vermiştir. “Felsefe Yazıları” adlı kitabıyla da Türk Dil Kurumu 1977 Deneme Ödülü alan ve Türk Tarih Kurumunda danışmanlık görevi yapan Hızır’a göre felsefe ve bilim gibi sistemli insan faaliyetlerinin kendi dili ve özel kavramları vardır. Felsefesinin diyalektik çerçevede olduğunu belirten Hızır, analitik felsefeyi benimsediğini ifade eder. Ona göre analitik felsefe, felsefe ve bilimin ortaya koyduğu önermeleri çözümlemeyle uğraşır. Çözümlemeyi bütünün parçalarının anlaşılmasında yararlı gören Hızır, analitik felsefenin sadece parçaya varmada işe yaradığı, bütünün kavranılması noktasında ise diyalektik yöntemin faydalı olacağı görüşündedir.


39 Hilmi Ziya ÜLKEN Türk ve İslam düşüncesi üzerine olan görüşleriyle tanınan Hilmi Ziya Ülken; felsefe, sosyoloji ve sanat profesörlüğünün yanı sıra ordinaryüs profesör unvanına da sahiptir. Felsefenin dogmatik düşüncelerden arınarak hakikate yönelmesi gerektiğini belirten Ülken, varlık alanında yapmış olduğu çalışmalarıyla felsefede öne çıkmıştır. Ülken’e göre iki tür varlık vardır: sonlu ve sonsuz varlık. Sonlu varlık olan insanın sonsuz varlık hakkında bilgisinin olamayacağını ve sonsuz varlık gibi yaşamasının imkânsız olduğunu belirtir. Ancak akıl ve mantık aracılığıyla sonsuz varlığı düşünebileceğini ve sezgiyle onu hissedebileceğini ileri sürer. İrade özgürlüğünün ve başkalarına karşı sorumlu olmanın temelini Allah’a karşı sorumlu olmada gören Ülken, insanın kendi benine ulaşmasının iç dünyasına yönelimle olduğunu ve bu dünyayı kuran insanın da insanlık adına tüm değerleri üretebileceğini belirtir.


40 Takiyettin Mengüşoğlu Değer alanındaki çalışmalarıyla ön plana çıkan Takiyettin Mengüşoğlu, yeni ontoloji ve fenomenoloji akımlarından etkilenmiş ve bu alanda dersler vermiştir. Sistematik felsefenin gelişmesine de katkıları olmuştur. Mengüşoğlu, insanın ne olduğu sorunuyla yakından ilgilenir ve insanı ontolojik temelde antropolojik bir varlık olarak tanımlar. İnsanı açıklamada onun tek özelliğinden yola çıkmanın hatalı olacağını belirtir, insanın tüm yapısı ve eylemleriyle ele alınması gerektiği üzerinde durur. Ona göre insanın günlük hayatında gerçekleştirdiği her şey ahlak konusu içinde ele alınır, bunlar bir bütün hâlinde incelenirse ahlakın ne olduğu anlaşılır ve dolayısıyla insan da anlaşılmış olur. İnsan, değer üreten bir varlıktır ve ona yaklaşırken bu değerler göz ardı edilmemelidir. Tüm alanlarda üretken olan insana bütünlükçü yaklaşılması doğru bir tavırdır. İnsan, kendini ve başkasını tanımalı çünkü ahlaki bir varlık olabilmesinin koşulu buna bağlıdır. Dolayısıyla Mengüşoğlu için insan kendi eylemlerinden sorumludur, onun kişi olması bu sorumluluğu taşımasındandır.


41 Macit GÖKBERK Felsefe tarihinde yapmış olduğu çalışmalarla öne çıkan Macit Gökberk, dil ve düşünce üzerine de eğilmiş ve sade bir Türkçe ile felsefenin anlaşılır olması için çaba sarf etmiştir. Uzun yıllar Türk Dil Kurumunun da başkanlığını yapan Gökberk, kültürel gelişme için felsefenin yayılması görüşündedir. Gökberk, insanlara çağın bilincini fark ettirmenin felsefenin işlevlerinden biri olduğunu ifade eder. Toplumun çıkmaza girdiği zamanlarda felsefenin insanları aydınlatacağını düşünen Gökberk’e göre felsefe hayatın içindedir ve gerçeğin bütün olarak anlaşılmasını sağlar. Türkiye’de yapılan felsefenin ülkeyi aydınlanmaya götürdüğünü ve Türkiye’nin de Batı gibi bazı toplumsal evrelerden geçmesi gerektiğini belirtir.


42 Nurettin Topçu Nurettin Topçu’nun felsefesinin merkezinde ahlak görüşleri vardır. Çatışmacı ahlak anlayışlarını eleştirir. Onun ahlak felsefesinin temeli “ha-reket” kavramı üzerine kurulmuştur.Hareket, düşüncenin içsel hâlidir. İnsanın var olması düşünme ve hareketle ilgilidir. Hareket, biyolojik olarak yer değiştirme anlamında değildir. İnsanın kendini ve başka varlıkları değiştirebilmesiyle alakalıdır. Düşünerek hareket etme özelliğine sahip olan insana üstün bir varlık tarafından amaç verilmiştir. İnsanın amacı sonsuz olana ulaşmaktır. Sonsuz olan Allah’tır. Özgür irade sahibi olan insan bilerek ve isteyerek harekette bulunur, harekette bulunması insanlık vasfını kazandığını gösterir ve harekete devam etme isteği onun sonsuz olana ulaşma niyetinden kaynaklanır. Topçu, insanın bu şuurlu hareketini idealist bir hareket olarak görür ve ahlaki görüşleri açısından ona “isyan ahlakı” adını verir. İsyan ahlakı; insanın iman, irade ve sorumluluk gözeterek özgür iradesiyle aklını kullanmasıdır. Ona göre birey, özgür iradesiyle aklını kullanırsa toplumda aydınlanma meydana gelir ve toplumu bozucu etkilerden arındırır. Bireyler toplumun huzuru ve güvenliği için harekette bulunmuyorsa ruh, iman ve iradede bir zayıflık vardır.


43 Aydın SAYILI Bilim felsefesi alanında çalışmalarıyla bilinen Aydın Sayılı, Ankara Lisesinde yapılan olgunluk sınavları sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün ilgisini çekmiş ve onun tarafından yurt dışı sınavlarına katılması sağlanmıştır. Harvard Üniversitesini kazanan Aydın Sayılı, yüksek lisans ve doktora eğitimini burada tamamlamıştır. “Arap ve İslam Bilimi” adlı doktora teziyle bilim tarihi alanında doktora derecesini alan ilk kişi olmuştur. Türk-İslam dünyası bilim faaliyetleri üzerine eğilen Sayılı, bu alan üzerine çalışmalarıyla dünya felsefe literatüründe yerini almıştır. Aydın Sayılı, UNESCO’nun “ Orta Asya Uygarlıkları Tarihi” çalışmasına katılmıştır. Almanya’da bulunan Doğu Bilimciler Derneğine onur üyesi seçilmiştir. Polonya Konsolosluğu, 1973’te Kopernik’in 500. doğum yıl dönümü nedeniyle “Copernicus” adlı eserinden dolayı Aydın Sayılı’ya Kopernik Madalyası’nı takdim etmiştir.


44 Mübahat TÜRKER KÜYEL Felsefenin tarihsel gelişimi üzerine düşünceler üreten Mübahat Türkel Küyel, kültürler arası etkileşimde Türk kültürünün yeri ve önemi üzerinde durmuştur. Küyel’in hayatı, eserleri ve görüşleri üzerine tez yazan Zeliha Çelikkol, onun felsefe tarihini “Felsefe nasıl doğmuştur?” sorusuyla başlattığını ve doğduktan sonra da “Roma’ya, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman çevreye, Avrupa’ya, Osmanlılara nasıl, hangi yolla ve ne olarak geçmiştir? Felsefe hakkında birtakım bilgiler olarak mı yoksa çıkar kaygısından uzak, uyum-lu evren önünde saygılı şaşkınlıktan doğan eleştirici bir düşünce anlayışı olarak mı?” gibi sorular sorarak konuya açıklık getirmeye çalıştığını be- lirtir. Ona göre Küyel, felsefenin doğup gelişmesini Yunan medeniyetinin bir ürünü olarak görmez. Felsefenin doğuşunun nedeni doğaya duyulan saygılı bir şaşkınlıktır.Çelikkol’a göre Küyel, “Çeşitli bağlantılar kurarak kültürümüzün ne kadar eski ve zengin olduğunu göstermeye çalışmıştır. Günümüze kadar Batı ve Antik Yunan kültürü araştırılmakta sadece bu kültürlerin önemine değinilmekteydi. Küyel, bu yargıyı kırmakla bu kültürler haricinde Türk kültürünün de dünya kültürlerine büyük katkısı bulunduğunu araştırma- larıyla göstermektedir. Öyle ki Küyel, Türk düşüncesini Mezopotamya ve Sümer düşüncesiyle ilişkilendirerek aralarında anlamlı bir bağlantı olduğunu belirtir.”


45 İoanna KUÇURADİ Değerler felsefesi alanında düşünceleriyle tanınan İoanna Kuçuradi, özgürlük problemine yönelik varoluşçu çözümlemeleriyle felsefe alanında öne çıkar. Kuçuradi, üretken bir filozoftur. 1980 yılına kadar kurucuları arasında bulunduğu Türkiye Felsefe Kurumunda genel sekreterlik ve devamında başkanlık görevlerinde bulunmuştur. Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonunun ilk kadın başkanı olan Kuçuradi, çok sayıda akademik çalışmaların yanı sıra aralarında “Goethe Madalyası” da olan birçok ödüle sahiptirÖzgürlük problemini etik açıdan ele alan Kuçuradi, probleme varoluşçu felsefe ekseninde yanıtlar arar. Kuçuradi, varoluşun özden önce geldiğini ve insanın bu öze eklediği özgürlüğün sonradan oluştuğunu ileri sürer. İnsanlara açık olan özgürlüğe ulaşma durumunu sadece bazı insanların gerçekleştirebileceğini savunur. Özgürlüğün insana ait bir özellik olduğunu düşünen Sartre’ı eleştirir ve özgürlüğü varoluşun olanağı olarak ele alır.


46 Uluğ NUTKU İnsan felsefesi üzerine çalışmalarıyla öne çıkan Uluğ Nutku, 1990 yılında Çukurova Üniversitesi Felsefe Grubu Eğitimi Bölümünü, 1994 yılın-da Mersin Üniversitesi ve 2000 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurmuştur. Nutku’nun bu durumu, onun “gezgin filozof” olarak nitelendirilmesine sebep olmuştur. Nutku’ya göre insan toplumun bir parçasıdır ve felsefe hem insana hem de topluma etki eder. Ona göre “Felsefe karşıt kültürdür mevcut kültürün içinde, onu tartışan ve tartıştıran, geliştirici karşıt kültür-. Mevcut kültür, karşıtını barındırdığı sürece serpilir. Toplumlar felsefesiz pekâlâ yaşayabilir ama bu kendini tekrar eden bir yaşayıştır. Kendini tekrarda özdeşliği sür- dürme uğruna içinde bulunan zaman geçmişe feda edilirse yaşayış donuklaşır, geleneklerde geliştirici olanlarla köstekleyici olanlar ayırt edilemez duruma gelir, tek- biçimlilik ve tek-seslilik toplum hayatını ölüme sürükler.”


47 KAYNAKÇA KOLUAÇIK, Aysun,KOLUAÇIK,Haydar Sinan vd, ( Ed. Asım Yapıcı),” 20. YÜZYIL FELSEFESİ” Ortaöğretim Felsefe 11.Sınıf Felsefe Ders Kitabı, 2019. S.106-123.


48 HAZIRLAYAN: SELİN TANLAK


Yazı kaynağı : slideplayer.biz.tr

20. YÜZYIL FELSEFESİ.
20. YÜZYIL FELSEFESİ

20. YÜZYIL FELSEFESİNİ HAZIRLAYAN DÜŞÜNCE ORTAMI 20 20. YÜZYIL FELSEFESİNİ HAZIRLAYAN DÜŞÜNCE ORTAMI 20. Yüzyıl Felsefesi de diğer felsefi dönemler gibi önceki dönem felsefelerinden etkilenmiştir. 19. yüzyılın genel hatlarıyla Almanya'da idealist felsefenin, Fransa'da sosyalist düşüncenin, İngiltere'de iktisat teorisinin gelişip güçlendiği zamanlar olarak belirtilmesi yanlış olmaz. 17.yüzyıl bilimsel devrim, 18.yüzyıl aydınlanma , Fransız Devrimi ve 19.yüzyıl endüstri devrimi ile entelektüel ve sosyal değişimler hızlanmıştır.

*20. YÜZYIL FELSEFESİ DÜŞÜNÜRLERİNİ ETKİLEYEN SOSYAL OLAYLARIN SAYISI TARİHTE HİÇ GÖRÜLMEDİĞİ KADAR FAZLADIR. *BU YÜZYILDA DÜNYA NÜFUSUNUN NEREDEYSE HEPSİNİ ETKİLEYEN İKİ BÜYÜK DÜNYA SAVAŞI YAŞANMIŞTIR. BU SAVAŞLAR SONUCU MİLYONLARCA İNSAN ÖLMÜŞ VE ÖLENLERDEN ÇOK DAHA FAZLASI AİT OLDUKLARI TOPRAKLARI TERKETMEK ZORUNDA KALMIŞTIR. BÖYLELİKLE GELENEKSEL SAYILABİLECEK TÜM KURUM VE DEĞERLER DÖNÜŞÜME UĞRAMIŞTIR.

BU YÜZYILDA FAŞİZM, KOMÜNİZM VE TOTALİTER DEVLET YÖNETİMLERİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR. HER TOTALİTER OTORİTE KENDİ TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ ÇALIŞMALARI İLE HALKI ŞEKİLLENDİRMEYE ÇALIŞMIŞLARDIR. HER GELEN REJİM BAŞTA EĞİTİM KURUMLARI OLMAK ÜZERE DEVLETİN TÜM KURUMLARINI HIZLI BİR DÖNÜŞÜME ZORLAMIŞTIR. *DÜNYA SAVAŞLARININ BİTMESİ BARIŞ GETİRMEMİŞTİR. KÜRESEL GÜÇLERİN EGEMENLİK YARIŞLARI İÇERİSİNDE, ARTIK DOĞRUDAN SAVAŞ YERİNE BÖLGESEL KUKLALARLA SAVAŞMA EĞİLİMİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

* TEKNOLOJİNİN HIZLI GELİŞİMİ VE TEKNOLOJİYE ERİŞİM UCUZLUĞU NETİCESİNDE DÜNYA KÜRESEL BİR KÖY HALİNE GELMİŞTİR. BUNUN NETİCESİNDE TOPLUMLAR ARASI KÜLTÜREL ETKİLEŞİM ARTMIŞTIR. * KIRSAL KESİMDEN KENTLERE GÖÇ ARTMIŞ BUDA ÇARPIK KENTLEŞMEYE NEDEN OLMUŞTUR. *İNTERNET KULLANIMI, HABERLEŞME OLANAKLARININ ARTMASI VE MEDYA SAYESİNDE TÜM DÜNYA İNSANLARI ARASINDA DEVLET KONTROLÜNÜN OLMADIĞI ARACISIZ BİR ETKİLEŞİM ORTAYA ÇIKMIŞTIR

20. YÜZYIL FELSEFESİ İÇERİSİNDE TARİHTE DAHA ÖNCE GÖRÜLMEYEN ALT DALLAR ORTAYA ÇIKMIŞTIR. -ÇEVRE FELSEFESİ, -PSİKOLOJİ FELSEFESİ, -DİL FELSEFESİ, -CİNSİYET FELSEFESİDİR. YENİ ANLAYIŞLAR

20. YY. FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞINDA DESCARTES’İN DÜŞÜNME, LOCKE’UN DENEYİM, KANT’IN HEM DÜŞÜNME HEM DENEYİM, HEGEL’İN BİLGİ VE VARLIK ANLAYIŞI, COMTE’UN POZİTİVİZM DÜŞÜNCESİ ROL OYNAMIŞTIR. 20. YÜZYIL FELSEFESİ ; SİYASİ KONULARA EK OLARAK DİL FELSEFESİ , ETİK VE SOYUT ALANLARA YÖNELECEKTİR. BU DÖNEMDE FELSEFİ ROMANLAR,FİLMLER , SANAT ESERLERİ OLDUKÇA ARTMIŞTIR.

BU DÖNEMDE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN OLDUKÇA HIZ KAZANMASI BU YÜZYILIN FELSEFESİNİ BİLİMLERE DAHA DA YAKLAŞTIRMIŞ , BİLİM FELSEFESİ VE BİLİMLERİN FELSEFESİ (FİZİK FELSEFESİ , MATEMATİK FELSEFESİ) OLDUKÇA GÜÇLENMİŞTİR. BU DÖNEMDE FİZİKTEKİ GÖRELİLİK KURAMIYLA, KUANTUM KURAMININ ORTAYA ÇIKMASI VE BENZER BAŞKA BULUŞLAR , BİLİMİ YANILMAZLIK ÜLKÜSÜNDEN UZAKLAŞTIRMIŞ , KESİN DOĞRU OLARAK DÜŞÜNÜLEN BİRÇOK BİLGİYİ SORUN HALİNE GETİRMİŞTİR .

20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİNİ ŞU ŞEKİLDE SIRALAYABİLİRİZ 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİNİ ŞU ŞEKİLDE SIRALAYABİLİRİZ. *DİLE YÖNELİK İLGİ *MANTIK *BİLİMLE İLGİLİ TÜM SORUNLARIN , KAVRAMLARIN YANINDA BİLİMİN DEĞERİ PROBLEMİ *VARLIK-İNSAN , DOĞA İNSAN İLİŞKİSİ. *İNSAN VE DEĞERLER PROBLEMİ *ÖZNE KAVRAMI ÜZERİNDE YÜRÜTÜLEN TARTIŞMALAR. *ZİHİN PROBLEMLERİ. *YAŞAMIN AMACI. *BİLGİ SORUNU *ZAMAN ,EVREN,KUANTUM , V.B FİZİK FELSEFESİ PROBLEMLERİ. *DİN FELSEFESİ PROBLEMLERİ. *EĞİTİM PROBLEMLERİ. *TOPLUM,DEVLET,HUKUK,SİYASET GİBİ ALANLARDA İKTİDAR SORUNU GİBİ PROBLEMLER. *GÜZELLİK İLE İLGİLİ PROBLEMLER. *CİNSELLİK , EVLİLİK , YABANCILAŞMA GİBİ PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK PROBLEMLER *İNSANLIK VE ÇEVRE SORUNLARI *DEĞİŞİM , İLERLEME , VS KAVRAMSAL PROBLEMLER.

20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ *FELSEFENİN ÜNİVERSİTELER ARACILIĞI İLE DÜNYANIN HER YERİNDE YAPILDIĞI DÖNEMDİR. *FELSEFE TARİHİ ÇALIŞMALARI ALANINDA EN FAZLA YAYIN ÇIKARILDIĞI VE GİDEREK DE YAYINLARIN ÇOĞALDIĞI DÖNEMDİR.ULUSLARARASI FELSEFE KONGRELERİ YAPILMIŞ , ULUSLARARASI FELSEFE KURULUŞLARI FEDERASYONU GİBİ KURUMLAR OLUŞTURULMUŞTUR. *BİLİM ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMALAR SONUCUNDA BİLİM FELSEFESİ ALANININ KURULDUĞU DÖNEMDİR. *DİLSEL ANALİZLERİN YAPILDIĞI , DİL VE DÜŞÜNCE ARASI İLİŞKİLERİN İNCELENDİĞİ VE DİL KURAMLARININ GELİŞTİRİLDİĞİ DÖNEMDİR. *SEMBOLİK MANTIK ÇALIŞMALARININ YOĞUNLAŞTIĞI DÖNEMDİR.

* FELSEFE DE YENİ ANA AKIMLARIN OLUŞTUĞU DÖNEMDİR. FENOMENOLOJİ, HERMENEUTİK,VAROLUŞÇULUK,DİYALEKTİK MATERYALİZM, MANTIKÇI POZİTİVİZM , YENİ ONTOLOJİ , META-ETİK , ANALİTİK FELSEFE , DİL FELSEFESİ , PSİKOLOJİ FELSEFESİ , TOPLUMSAL CİNSİYET FELSEFESİ , (FEMİNİZM) ÇEVRE FELSEFESİ , MATEMATİKSEL MANTIK VE FELSEFE , YAŞAM FELSEFESİ , MÜZİK VE SPOR FELSEFELERİ ) *İNGİLİZ VE AMERİKAN DENEYCİLİĞİNİN ETKİLİ OLDUĞU GÖRÜLÜR. *BİLİM VE TEKNOLOJİDEKİ HIZLI GELİŞME , FELSEFEYE ÇÖZMESİ İSTENEN BİR “ KÜLTÜR BUNALIMI” SORUNU GETİRMİŞTİR. BU YÜZDEN DİN , AHLAK,SANAT , TOPLUM GİBİ KÜLTÜR ALANLARINI TEMELLENDİRME ÇALIŞMALARINA GİRİŞİLMİŞTİR. *20. YÜZYILDA İLGİ , ÇOĞU DURUMDA İNSAN VARLIĞI ÜZERİNE ÇEVRİLMİŞTİR. BU DÖNEMDE İNSANA VERİLEN ÖNEM VE DEĞER ARTMIŞTIR. “BİREYCİLİK” DÜŞÜNCESİ YAYGINLAŞMIŞTIR.

20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİ VE AKIMLARI  FENOMENOLOJİ :öz bilimi ( GERÇEKLİK – GÖRÜNÜŞ SORUNU ) 20. Yüzyılın önemli akımlarından biri olan Fenomenolojinin (ÖZLERİN BİLİMİ) kurucusu EDMUND HUSSERL’ dir (1859-1938 (ALMAN)) . Fenomenoloji özün bilinebileceğini ileri süren görüştür. ÖZ , nesnenin (Fenomenin-görünenin) içindedir ve bilinç onu kavrayabilir. ÖZ , bir nesneyi , başka bir şey değil de kendisi yapan özelliktir. Bir nesnenin ÖZÜNE ulaşabilmek için onun özüne ait olmayan tüm ilgisiz ya da temel olmayan özelliğin atılması gerekir ki bu işleme HUSSERL , “ AYRAÇA ( PARANTEZE) alma der. PARANTEZE almanın faydası zihnin bütün önyargı ve kabullerini askıya almayı sağlamasıdır ki HUSSERL buna EPOKHE (YARGISIZLIK) adını verir. .

-Böylece deneyimin ön yargılarından(Önyargılar bizi bir işi başarmaktan alıkoyar, birbirimizi anlamamızı engeller.) arınarak kurtulan ve saflaşan bilinç ÖZÜ aracısız olarak , doğrudan bilebilir. Örneğin bir insanı doğru anlamak için onunla ilgili her şeyi (söylenilenleri, değerlendirmeleri , vs.) bırakıp onun özüne yönelmeliyiz. (Özlü Sözler , Öz:Hakikat,ÖZ’ü olanın izi olur. Anlam: Öz , hakkıyla alınmış sıfır , haksız yere alınmış yüzden daha büyüktür. Ör. Paranın Öz'ü , kağıt değil alın teridir. Emek verilmeden elde edilmiş bir 5 TL’nin 5 Kuruş’luk değeri (ÖZ’Ü) olmayacaktır. ÖR. Ahlak’ın , Politikanın,İnsan’ın , vs . ÖZ’ü nedir?)

HUSSERL PARANTEZE ALMAYI ÜÇ DURUM DA GEREKLİ GÖRÜR : 1)-Tarihle ilgili paranteze alma: Toplumsal yaşantının oluşturduğu görüş ve ön yargılardan uzaklaşma. 2)-Varoluşla ilgili Paranteze Alma : İncelenen nesnelerin gerçekten var olup olmadıklarına yönelik şüpheden uzak durma. 3)- İDE” lerle ilgili paranteze alma : Nesnelerin renk ve şekil gibi özelliklerinden arındırmayı sağlama. Paranteze alma yöntemiyle fenomenlerin özüne ulaşılacaktır. Bu işlemler sonucunda ulaşılan “AŞKIN BİLİNÇ”TİR:

HUSSERL’ E GÖRE ; NESNEYE YÖNELEN BİLİNÇ İLE NESNE ARASINDA DUYGU,İNANÇ,ÖN YARGI GİBİ KAVRAMAMIZI ENGELLEYEN UNSURLAR BULUNUR. BUNLAR ORTADAN KALDIRILAMAZ AMA PARANTEZE ALINABİLİR. HERHANGİ BİR ŞEY İLE İLGİLİ BİLİNÇ OLUŞTURMAMIZ İÇİN DÜNYAYA İLİŞKİN BİLDİKLERİMİZİ BOŞVERMEMİZ VE O BİLGİNİN NASIL YA DA HANGİ SÜREÇLERLE OLUŞTUĞUNA YÖNELMEMİZ GEREKİR.(ÖN YARGININ ASKIYA ALINMASI , DOLAYSIZ KAVRAMA , ÖZE YÖNELİK KAVRAMA ) Bilinç: Farkındalık, kişinin kendinden , yaşantılarından ve çevresinde olup bitenlerden haberdar olması./Aşkın Bilinç için Dünyaya ilişkin bildiklerimizi boş vermemiz ve o bilginin nasıl ya da hangi süreçlerle oluştuğuna yönelmemiz gerekir. BİLİNÇ OLAYLARI HEP BİR ŞEY ÜZERİNDE BİLİNÇTİRLER. “BİR ŞEY” İ GÖRMEDEN , GÖREMEM, “BİR ŞEYİ DÜŞÜNMEDEN DÜŞÜNEMEM . HER BİLİNÇ HER ZAMAN BİR KONU , BİR NESNE BİLİNCİDİR , BİR NESNEYE YÖNELİMDİR.

NOT: Husserl Mantık konusunda daha farklı bir yaklaşım getirir. Mantık önermelere dayanır. Önermelerse , sözcüklerden oluşur. Sözcükler nesneleri gösterir. Sözcükleri taşıdıkları anlam canlandırır. Anlam nesnelerden bağımsız bir varlıktır ve mantığın konusudur. Mantık sözcüklerin anlamlarını çözümleyerek “ÖZ” lere ulaşmalıdır. Husserl ‘e göre boş kalıbın dolması “GÖRÜ” ile olur. Görü , DUYUSAL GÖRÜ ve ÖZ GÖRÜSÜ olarak ayrılır. Duyusal görü nasıl tek tek nesneleri kavrarsa , ÖZ görüsü de , ÖZ’ leri kavrar.(

HERMENEUTİK VE YORUM SORUNU HERMENEUTİK VE YORUM SORUNU ? Antik Yunan’ da ki kabule göre HERMES Tanrılardan aldığı haberleri , mesajları insanlara iletiyordu. / Tanrılarının sözlerinin açıklanmaları ve yorumlanmaları gerekliliği HERMENEUTİK teriminin Teolojik –Dilbilimsel anlamını oluşturmuş oluyordu. / HERMENEUTİK: genel anlamda ise herhangi bir ifade , anlam , metin ya da sanat eserini yorumlama , çeviri yapma haber verme , açıklama sanatıdır.

Hermeneutik : sözcüğüne felsefi bir anlam kazandıran ilk filozof ise Wilhelm DİLTHEY (1833-1911). Filozof Doğa bilimleri (Dışsal) ve TİNSEL bilimleri (İçsel) ayrımı yapar. Tinsel bilimlerin başında Tarih gelir. HERMENEUTİK Yönteminin TİNSEL bilimlerin yöntemi olduğunu savunur. (Anlam bilimleri) BU yöntem yazılı metinleri önce FİLOLOJİK bir anlam eleştirisinden geçirmeli daha sonra da sözcükleri belli bir dönem ya da çağda(Zamanda ve mekanda anlam kazanma) söz konusu olan anlamlarıyla ortaya çıkarmalıdır

(Sözcüklere anlam veren , onların bütünün içindeki konumudur (Sözcüklere anlam veren , onların bütünün içindeki konumudur.) Böylece çağa egemen olan TİNSELLİK anlaşabilecektir./ Bir tür anlama ve yorumlama sanatı olarak HERMENEUTİK iki yöntem kullanır. İlkinde eserin yaratıcısı ile bağlantı kurulur. İkincisinde ise o eserin içinde üretildiği toplumun dünya görüşü dikkate alınarak anlaşılır. (Sözcüklere yüklenen anlam sözcüklerin çapını aşmamalı.)

HERMENEUTİK Ekolünün diğer önemli temsilcisi H HERMENEUTİK Ekolünün diğer önemli temsilcisi H. GEORG GADAMER: Hermeneutiği HAKİKAT arayışı olarak tanımlamıştır.Kavramın , bir insanın diğer insanı sonunda da kendini anlaması için gerekli olduğunu ve onun köprü işlevi gördüğünü söyler.Anlamak , üretilmiş bilginin yeniden üretilmesidir. Yorumlanacak yapıta ön yargısız yaklaşmanın imkansız olduğunu ve bu ön yargının , aslında doğal ve gerekli olduğunu yorumcunun ön yargılarını yapıttan öğrendikleri doğrultusunda değiştirir ise “UFUKLARIN KAYNAŞIMI” adını verdiği ‘ Anlamanın gerçekleşeceğini savunur

YAZILIM(İçindekiler(Donanımı değiştirebilecek tek yazılım düşüncedir.) .(Önce biz düşünceleri tamir edeceğiz , sonra onlar diğer her şeyi.) (DONANIM(Sistem)_ YAZILIM(İçindekiler(Donanımı değiştirebilecek tek yazılım düşüncedir.) Bu bakış açısı ile insan ile kendisi ve dışındakiler arasında barışık bir ilişki kurulabilecektir. (Neyi neye katacağını ve neyi neye katmayacağını ayırt etmek.)

DİYALEKTİK MATERYALİZM VE DEĞİŞİM SORUNU Materyalizm varlığın temelinde maddeyi gören anlayışların ortak adıdır. Mekanik Materyalizm ve Diyalektik Materyalizm olarak ikiye ayrılır. Mekanik Materyalizm evrenin bir makine olduğunu ve onun yalnızca bu makinenin parçalarının birbirleri üzerine yaptıkları etkiyle anlaşılacağını savunur. / Diyalektik Materyalizm ise gerçek olan maddenin bir takım Diyalektik yasalara göre niceliksel ve niteliksel değişim ve dönüşümlerle her şeyi oluşturduğunu savunur. Yani varlıklar etkileşim ve çatışma sonucu oluşmuştur. Karl Marx ve ENGELS Diyalektik Diyalektik Materyalizm’in önemli temsilcisidir. K. Marx Hegel’in Diyalektiğini almış baş aşağı olduğunu ifade ettiği Diyalektiği tersine çevirmiştir. Hegel’ e göre Tez-Antitez-sentez süreci düşünce ile başlamaktaydı.(Yani maddenin varlığı düşünceye bağlıydı.) K. Mark’a göre ise en başta madde vardır. Maddedeki değişimler düşüncelerdeki değişimi yaratır. Düşünce maddeden sonra gelen ve ona bağlı olan varlıktır.

/ K. Marx’a göre tarihteki gelişmeyi belirleyen ekonomik ilişkilerdir. (Alt yapı (Ekonomi) , üst yapıyı (Siyaset,Din,Ahlak, Hukuk,Eğitim ,vs.) belirler. Marx tarihteki toplumsal değişimleri inceleyerek tarihsel dönüşümü üretim süreçlerine bağlayarak açıklamaya çalışmıştır. KARL MARX’a göre doğada her madde (TEZ – Sav-) kendi içinde çelişkisini (Anti tez- karşı sav) taşır. Madde ve çelişkisi etkileşimle yeni bir oluşuma (Sentez – Birleşimli yeni sav ) varır. Bu durum ise aslında bir sonraki tez konumundadır ki bu tez de kendi içinde çelişkisini taşır. Bu karşıtlık yeni bir senteze gider. Ve bu süreç böylece devam eder gider.(Antik Köleci Toplum*Feodal Toplum*Kapitalist Toplum*Sosyalist Toplum*Komünist Toplum)

VAROLUŞÇULUK (EGZİSTANSİYALİZM) : Varoluşçuluk , bilimsel bilginin en ideal bilme şekli olduğuna yönelik anlayışa karşı insan Varoluşunun bu bilgi çemberine sıkıştırılamayacağı iddiasıyla ortaya çıkmıştır. 20. Yüzyıl VAROLUŞÇU düşünürlere göre gelişme ve ilerlemenin yanı sıra savaş ve yıkımları da beraberinde getirmiştir. İnsanlık Varoluş sorunuyla çok eskilerden tanışmıştır. Antik dünyanın insanı kendini evrenin bir üyesi olarak görüyordu. Orta çağ da ise insan akıl gücüne inanmıştı. Bu durumlar etkisini günümüzde kaybetti. Varoluşçuluk Felsefesi “

SOREN KIERKEGAARD (1813-1855) VAROLUŞ terimini modern anlamda kullanan ilk filozoftur. Yaşamını boşa harcama , günlerini öldürme , uyku içinde geçirme , uyan ve insan ol. İnsanları en iyi uyandırma aracı korku ya da iç daralmasıdır. İnsan korkuyla Varoluşunun uyanıklığını sürdürebilir. İnsan yaşamının değeri yaşadığı yılların sayısıyla değil , “VAROLUŞ ANLARIYLA” ölçülür.

Varoluşunun anlamını” sorgulamaya başladı Varoluşunun anlamını” sorgulamaya başladı. insanın nesnelliğine (somutluğuna) değil , öznelliğine vurgu yaptılar. insanlar : düşünümsel , kendi özimgelerini ve sosyal kimliklerini etkin bir şekilde geliştiren ve kendilerini içinde bulduklari sosyal düzenlemeler ve ilişkiler içerisinde müzakereler yürüterek yollarini bulabilen , anlam üreten varlıklardir. HER TÜRLÜ KİŞİYE BİR DÜNYA (KÜÇÜK EVREN) VE HER TÜRLÜ DÜNYAYA DA BİR KİŞİ KARŞILIK GELİR. Varoluşçuluk (egzistansiyalizm) Ekolünün filozofları Jean Paul Sartre, Albert Camus , Martin Heidegger ve Karl Jaspers , Soren Kierkegaard , Simone de Beauvoir .

JEAN PAUL SARTRE ( 1905-1980-Fransa) : 1964 Yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ ne layık görüldü. Ödülü almayı reddetti. O’na göre dünya düzensizdir. Sartre Dünyada iyi gitmeyen bir şey var. der. Dünya uyumlu bir biçimde kurulmamıştır. Tersine ; zalim , acımasız,düşmanca ve saçmadır. Hiç’lik her insan olan da elmanın içindeki kurt gibi yerleşiktir. İnsan temelinden özgürdür. İnsan neyse , o değildir ; ne olmuşsa , O’ dur. İnsan kensisini ne yaparsa o olur. Doğuşunda o , ne iyidir ne kötüdür , ne bilgilidir , ne dürüst ne de suçlu. Kendi özünü kendi eylemleriyle yaratır. ( Evren de kötülük mü – İyilik mi egemendir

Sartre a göre: O’ na gore insanın insanla ilk bağlantısı düşmancadır Sartre a göre: O’ na gore insanın insanla ilk bağlantısı düşmancadır. Kendi dışımızda insanlar vardır.ve bunlar bizim dünyamıza girerek bizi rahatsız eden düşmanca varlıklardır. Biz de onlar için öyleyiz. Şu halde başkaları için var olmanın ilk anlamı çatışmadır. Birbiriyle çatışmak zorunda kalmamak için insanlar birbirine sarılır. SARTRE , alışılmış değerler ahlakını “alçaklar için ahlak” olarak adlandırır. İnsanın özünü oluşturması zor , zahmetli, acılı ve bunaltılı bir süreçtir. “CESUR OLUN . KENDİNİZE RAHAT HİSSETTİĞİNİZ ALANIN DIŞINDA PENCERELER AÇIN.FARKLI DÜNYALARLA ANCAK BÖYLE TANIŞIRSINIZ. BEN HEP YERİMDE DURSAYDIM , DÜNYAMI DEĞİŞTİRECEK İNSANLARI ARAMASAYDIM , BUGÜN TANIDIĞINIZ BEN OLMAZDIM. BİR İNSANIN BİTTİĞİ AN , MİSKİNLİĞE ESİR OLDUĞU ANDIR. İNSAN , KONFORUNDAN VAZGEÇMEYİ GÖZE ALMALIDIR.KENDİ DÜNYASINI YERİNDEN KENDİSİ OYNATMALIDIR. İLBER ORTAYLI “BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR” KİTABINDAN.

MANTIKÇI POZİTİVİZM VE METAFİZİK BİLGİ SORUNU : Neopozitivizm ( Yeni Olguculuk) veya Analitik Felsefe olarak da bilinir. Mantıkçı pozitivistlere göre Metafiziksel önermeler anlamsızdır. Önermenin doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir olması için olgusal , deney yapılmaya uygun olması gerekir. Metafiziksel önermelerde buna imkan yoktur , onun için anlamsızdır. Temsilcilerinden M,SCHLİCK, RUDOLF CARNAP , Metafiziksel önermelerin sözde önermeler olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre bir önermenin anlamlı olması doğrulanabilir olmasına bağlıdır.

Karl Popper: Mutlak doğrulanabilirliğin imkansız olduğunu söyleyerek önermelerin anlamlı olmasını “Yanlışlanabilirlik” ilkesine bağlamıştır. / yanlışlanabilen önerme mutlak doğrudur şeklinde düşünür. ) Örneğin “ Ruh ölümsüzdür ve bulunduğu beden çürüyünce diğer bir bedene geçer .” önermesi düşünüldüğünde ruhun varlığı ve bedenler arası geçişi fikri deney ve gözlemle ispatlanmaya olanak vermediği için bu önerme Metafizikseldir. Mantık ve Matematiğin önermeleri metafiziksel değildir. Her ne kadar onlar olguya dayanmasalar da mantıksal ilke kurallar çerçevesinde doğru veya yanlışlıkları ortaya konabilmektedir.

Hans Reichenbach , Ludviq Wittgenstein diğer önemli temsilcileridir Hans Reichenbach , Ludviq Wittgenstein diğer önemli temsilcileridir. Bu Ekole göre Dil Analizi (Dil Felsefesi) önemlidir. Ludviq Wittgenstein’ a göre Dilin sınırları gerçekliğin sınırlarını da belirler. Dil önermelerden oluşur. Ona göre “Dille ifade edilmeyen konularda susmalı” Yani gerçeklikle bağlantılı olmayan Metafizik önermeler bilim ve felsefenin dışına itilmelidir. (Sesi alfabeye, alfabeyi dile ve dili kültüre dönüştüren.) DİL FELSEFES (Çözümleyici felsefe) Dil düşüncenin aslını yansıtır mı? Dil konuşmak için midir , düşünmek için midir ? Düşünme dili yamuksa düşünme yamulur. Kişinin ne demek istediğini bilmeden , ne dediğini anlayamayız. Tutarsız dillerden tutarlı insan çıkmaz. Bir söz üzerinde zihin yeterince yoğunlaştıysa o söz artık bir enerji formudur.

YENİ ONTOLOJİ VE VARLIK SORUNU : NİCOLAI HARTMANN ( 1882-1950) düşüncelerini “ YENİ ONTOLOJİ” adı altında yazıya dökmüştür. Mantıksal açıdan doğru olan her durumun her zaman gerçeği vermeyeceği konusuna dikkat çeker.(Düşüncelerin toplamı , doğruların toplamı değildir.) (Düşünüyorum demek her zaman düşünüyorum demek değildir.) (Kafadaki her gürültü düşünce değildir.)(İnsanın söylediği , nadiren demek istediğidir.)Bilginin doğasının bilinmesi gerektiğini belirten HARTMAN Bu yolda ONTOLOJİYE (Valık Bilimi) kesinlikle ihtiyaç olduğunu ve varlıkların kendi aralarındaki Kategorik ilişkilerin incelenmesi gerektiğini savunur. Ontoloji insan bilgisinin kendisiyle uğraştığı kaynağı yani “Var olan”ı kendine konu edinmiştir. Bilimlerin parça parça ele aldığı var olan ı , Ontoloji bütün olarak ele alır.

Varlığı REAL Varlık (maddesel) ve İDEAL ( Düşünsel) varlık olarak ikiye ayırır.

NİCOLAI HARTMANN VARLIKLAR arasında temel olarak dört (4) KATMAN olduğunu belirtir.   *TİNSEL KATMAN : İnsan , düşünce , özgürlük , kültür , din , ahlak ve sanatlar. Tin veya akıl etkin olarak kullanılır. Ruhsal yaşantılar , ürüne dönüşerek evrenselleşir. Bu katmana doğru özgürlük artar , güçlülük azalır. Bu katmanla felsefe ilgilenir.   *RUHSAL KATMAN : İnsanlar ve hayvanlar bulunur. Tümden bilinçli olmasa da bilinçli ve ruhsal yaşantılardır. Bu katman , Tinsel katmana kaynaklık sağlar. Bu katmanla Psikoloji bilimi ilgilenir.   *

ORGANİK KATMAN : Canlı Varlıklar , tek hücreli canlılar , bitkiler , hayvanlar ve insanlar . Sezgi , etkin olarak kullanılır. Bu katman , İnorganik katmandan kaynak sağlar. Bu katmanla biyoloji bilimi ilgilenir.   *İNORGANİK KATMAN: Cansız varlıklar ve madde. Algı etkin olarak kullanılır. Bu katmandaki varlıkların yer kaplama , ısınma ve düşme özellikleri bulunur. Bu katmanla Fizik ilgilenir.  

TÜRKİYE’ DE FELSEFİ DÜŞÜNCEYE KATKIDA BULUNAN FELSEFECİLER. ( 20 TÜRKİYE’ DE FELSEFİ DÜŞÜNCEYE KATKIDA BULUNAN FELSEFECİLER.( 20.yüzyıl)  Türkiye’ de felsefe çalışmalarının 20. yüzyıla doğru başladığı görülmektedir. İlk Felsefe bölümü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde açılmıştır . FELSEFİ DÜŞÜNCEYE KATKIDA BULUNAN DÜŞÜNÜRLERİN BAŞLICALARI   *  RIZA TEVFIK BÖLÜKBAŞI, *  HASAN ALI YÜCEL * NUSRET HIZIR , *  HILMI ZIYA ÜLKEN , * TAKIYETTIN MENGÜŞOĞLU , *  MACIT GÖKBERK,* NURETTIN TOPÇU *AYDIN SAYILI , *MÜBAHAT TÜRKER KÜYEL , * İOANNA KUÇURADİ ,  

VS. İSIMLER TÜRKIYE’ DE FELSEFENIN KURUMSALLAŞMASINDA ÖNCÜ OLMUŞLARDIR VS. İSIMLER TÜRKIYE’ DE FELSEFENIN KURUMSALLAŞMASINDA ÖNCÜ OLMUŞLARDIR. *Nesneler ile uğraşmak özneler ile uğraşmaktan daha kolay olduğu için teknoloji gelişti ama insan gelişemedi./İnsani değerler yeterince gelişmeden teknolojik gelişme yaşandı. Bir aracı satın alabilirsiniz ama onu kullanma görgüsünü satın alamazsınız.

10 Mar 2022 - 19:16 - Yerel



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medya Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medya Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Medya Ankara editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medya Ankara değil haberi geçen ajanstır.