20 Şubat’ta başlayan Steadfast Dart 2026, yani Türkçeleştirilmiş adıyla NATO Sarsılmaz Ok 2026 Tatbikatı, askeri bir rutin değil; ittifakın kriz anındaki refleks kapasitesinin ve güç dağılımının yeniden ölçüldüğü stratejik bir eşikti.
Bu eşikte Türkiye’nin pozisyonu nettir.
Uzun yıllar “güney kanadı” olarak tanımlanan Türkiye, bugün NATO’nun doğu ve güney eksenindeki operasyonel mimarisinin merkezinde yer almaktadır. Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan hat, Balkanlar’dan Kafkasya’ya ve Orta Doğu’ya kadar uzanan güvenlik koridoru Türkiye’yi pasif bir coğrafya değil, aktif bir kontrol gücü hâline getirmiştir.
NATO’nun süratli intikal kabiliyeti, lojistik akış sürekliliği ve çok cepheli senaryolarda eş zamanlı reaksiyon kapasitesi Türkiye olmadan planlanamaz. Bu gerçek artık diplomatik bir nezaket cümlesi değil; askeri bir zorunluluktur.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son on yıldaki saha pratiği, sınır ötesi operasyon deneyimi ve hibrit tehditlere karşı geliştirdiği refleks kapasitesi, Türkiye’yi teorik planlama yapan ülkelerden ayırmaktadır. NATO içinde gerçek savaş pratiğine sahip sınırlı sayıda ülkeden biri olan Türkiye, güvenlik üretme kapasitesini sahada test etmiş bir devlettir.
Bununla birlikte savunma sanayiindeki yerlilik oranının artışı, insansız sistemler, elektronik harp kabiliyeti ve mühimmat entegrasyonu Türkiye’yi yalnızca asker sağlayan değil, teknoloji sağlayan bir aktör konumuna taşımaktadır. Bu durum ittifak içindeki güç denkleminde Türkiye’yi bağımlı değil, ihtiyaç duyulan bir ülke hâline getirmektedir.
NATO’nun kuzey ekseni Rusya merkezli bir tehdit algısıyla şekillenirken, güney eksen çok daha karmaşık riskler barındırmaktadır: terör, enerji güvenliği, düzensiz göç ve Doğu Akdeniz’deki stratejik rekabet. Bu çok katmanlı riskleri eş zamanlı yönetebilen tek NATO ülkesi Türkiye’dir.
Sarsılmaz Ok 2026 Tatbikatı göstermiştir ki Türkiye artık bir kanat ülkesi değildir. Türkiye, denge kuran, kriz yöneten ve güvenlik mimarisini şekillendiren merkez bir güçtür.
Mesele NATO’ya ne verdiğimiz değil; NATO’nun Türkiye olmadan ne kadar hareket edebileceğidir.
Ve bu soru, önümüzdeki dönemin stratejik müzakerelerinde Ankara’nın en güçlü kozudur.
Mehmet Emir Aksoy





