Uluslararası insancıl hukuk bakımından sivillerin sistematik biçimde hedef alınması, savaş hukukunun en temel prensiplerinin açık ihlalidir. Bu nedenle Hocalı, sıradan bir savaş trajedisi değil; mahiyeti itibarıyla bir soykırım girişimi olarak değerlendirilmesi gereken ağır bir insanlık suçudur. Bu tespit, hamasi bir söylem değil; tarihsel ve hukuki bir gerçekliğin ifadesidir.
Türk tarihi, büyük acılardan stratejik bilinç üretme tecrübesine sahiptir. Hocalı da bu anlamda yalnızca bir matem değil; aynı zamanda bir uyanış eşiğidir. Hafıza unutmadı. Ancak bu hafıza öfkeye teslim olmadı; devlet aklıyla birleşerek uzun vadeli bir iradeye dönüştü.
Azerbaycan devleti, tarihten aldığı bu ağır dersi hamasetle değil; kurumsal kapasite inşası, askeri modernizasyon ve diplomatik derinlik ile karşılamıştır. Güney Kafkasya’da son yıllarda ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçeklik, tesadüfi değil; sabırlı ve kararlı bir stratejik planlamanın sonucudur. Bakü bugün edilgen değil, belirleyici bir aktördür.
Sahada caydırıcılığını tahkim eden, masada diplomatik denge kuran, enerji ve ulaştırma hatları üzerinden bölgesel entegrasyon inşa eden bir Azerbaycan vardır. Bu tablo, tarihsel travmanın stratejik iradeye dönüşmesidir. Hocalı’nın hatırası, zayıflık değil; kararlılık üretmiştir.
Hocalı unutulmayacaktır.
Çünkü unutmak, tarihe ve vicdana sırt çevirmektir.
Ancak bu hafıza intikam değil; adalet ve kalıcı barış talep etmektedir.
Azerbaycan halkı şunu bilmelidir: Türk dünyasının vicdanında Hocalı yalnız değildir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kader birliği, sadece siyasi bir söylem değil; ortak hafızanın, ortak acının ve ortak geleceğin ifadesidir.
Bugün Kafkasya’da yükselen Azerbaycan, tarihten ders çıkaran bir devlet aklının eseridir. Acıyı stratejiye, travmayı güce dönüştüren bir irade vardır.
Hocalı bir gözyaşıdır.
Ama aynı zamanda ayağa kalkışın adıdır.
Ve o irade, artık yalnızca hatırlayan değil; tarih yazan bir Azerbaycan’dır.