Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği dar ama hayati bir su yoludur. Basra Körfezi’ni Umman Körfezi’ne bağlayan bu geçiş hattı, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Irak’ın enerji ihracatının ana arteridir. Günlük 17–20 milyon varillik petrol akışı burada şekillenir. Bu nedenle Hürmüz yalnızca bir coğrafi geçit değil, küresel enerji sisteminin basınç vanasıdır.
Son günlerde yaşanan gelişmelerde dikkat çeken unsur şudur: Çin’in İran’a baskı yaptığı konuşuluyor. Çin, İran’ın deniz yoluyla ihraç ettiği petrolün yaklaşık yüzde 80’ini satın almaktadır. 25 yıllık ve 400 milyar dolarlık stratejik iş birliği anlaşması, İran için ekonomik bir güvenlik şemsiyesi anlamına gelmektedir. Eğer dünyada Tahran üzerinde ciddi ekonomik baskı kurabilecek bir aktör varsa, bu Pekin’dir.
Ancak burada gözden kaçan temel gerçek şudur: Boğazı İran kapatmadı. Deniz trafiğini fiilen durduran mekanizma, Londra merkezli reasürans şirketlerinin savaş riski teminatlarını geri çekmesi oldu. Küresel tonajın yaklaşık yüzde 90’ını kapsayan 12 P&I kulübü, savaş ve yüksek risk bölgelerinde reasürans güvencesine dayanır. Bu kapasitenin önemli bölümü Lloyd's of London ekosistemi tarafından sağlanmaktadır. Birkaç büyük reasürör teminatı askıya aldığında, gemiler teknik olarak sigortasız kalır. Sigortasız gemi ise küresel ticarette hareket edemez. Sonuç olarak boğaz hukuken açık olsa da fiilen kapanır.
Bu noktada mesele jeopolitik değil, aktüeryaldir. Aktüerya; risklerin olasılık hesapları, istatistiksel modeller ve matematiksel projeksiyonlarla ölçülmesi ve fiyatlanması sürecidir. Bir bölgede füze tehdidi, insansız hava aracı saldırısı, kontrolsüz tırmanma riski veya belirsiz askeri faaliyetler ölçülebilir eşiklerin üzerine çıktığında, reasürörler ya primleri aşırı yükseltir ya da teminatı tamamen askıya alır. Bu kararlar siyasi reflekslerle değil, risk tablolarıyla alınır.
Tahran bu gece geri adım atsa ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu operasyonları dursa bile, tek bir telefonla reasürans kapasitesi geri gelmez. Risk modellerinin yeniden oluşturulması, sefer bazlı sigorta hesaplarının güncellenmesi, fiyatlanan kapasitenin yeniden tanımlanması ve tehdit ortamının aktüerler tarafından ölçülebilir şekilde stabil görülmesi gerekir. Aksi hâlde küresel sigorta piyasası Körfez savaş riski teminatını devreye almaz.
Dolayısıyla Çin’in İran üzerinde baskı gücü vardır; fakat Londra’daki reasürans piyasası üzerinde neredeyse sıfır etkisi vardır. İşte krizin görünmeyen boyutu budur. En fazla kaybedecek ve sahadaki aktörler üzerinde en büyük ekonomik etkiye sahip ülke, fiilî kilidi açacak mekanizmaya hükmedememektedir. Çünkü mesele askeri değil, mali; politik değil, matematiksel bir zemindedir.
Bugün Hürmüz’de yaşanan tablo bize 21. yüzyıl güç mücadelesinin yeni doğasını göstermektedir. Boğazı donanmalar değil, risk komiteleri kilitlemektedir. Füzeler değil, sigorta tabloları akışı durdurmaktadır. Ve aktüerler, devlet başkanlarının ya da politbüro üyelerinin telefonlarına göre değil; hesapladıkları risk katsayılarına göre karar vermektedir.
Hürmüz hâlâ harita üzerinde açıktır. Ancak küresel finans sistemi “risk kabul edilemez” dediği anda, dünyanın en stratejik su yollarından biri fiilen durabilir. İşte yeni çağın jeopolitiği tam da budur.