VERİ SAVAŞI BAŞLADI: TÜRKİYE MASADA

Dünyanın güç dengeleri değişiyor.

Geçmişte petrolü, doğal gazı, enerji yollarını ve askeri kapasiteyi elinde bulunduran ülkeler avantaj sağlıyordu. Bugün ise bunlara yeni ve çok daha görünmez bir güç unsuru ekleniyor: veri.

Veriyi işleyen, anlamlandıran ve yapay zekâ ile ekonomik, siyasi ve askeri güce dönüştüren ülkeler önümüzdeki dönemin belirleyicileri olacak.

Tam da bu nedenle Türkiye'nin 2026-2030 dönemini kapsayan Yapay Zekâ Eylem Planı'nı sıradan bir teknoloji programı olarak okumamak gerekiyor.

18 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile plan resmen yürürlüğe girdi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülecek plan; kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplumun ortak hareket etmesini öngörüyor.

Bana göre burada asıl önemli olan “yapay zekâ” kelimesinden çok “dijital egemenlik” kavramıdır.

Çünkü önümüzdeki yıllarda ülkelerin bağımsızlığı yalnızca sınırlarını koruyabilmeleriyle ölçülmeyecek.

Kendi verisini üretemeyen, kendi verisini koruyamayan, yüksek işlem gücüne sahip olmayan ve kritik teknolojilerde dışa bağımlı kalan ülkeler, ekonomik ve siyasi kararlarında da giderek başkalarının teknolojik altyapılarına bağımlı hale gelebilir.

Türkiye'nin ortaya koyduğu hedefler bu açıdan dikkat çekici.

2030 yılına kadar veri merkezi kapasitesinin en az 1 gigavata çıkarılması, 5 milyon vatandaşa yapay zekâ okuryazarlığı kazandırılması, 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. Ayrıca Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden kamu verilerinin daha etkin kullanılmasına yönelik hedefler de bulunuyor.

Bunlar teknik ayrıntılar gibi görünebilir.

Aslında değiller.

Çünkü bir ülkenin gelecekteki rekabet gücünü belirleyecek temel meselelerden biri veriyi ne kadar hızlı ve doğru biçimde güce dönüştürebildiği olacak.

Türkiye burada önemli bir avantaja sahip.

Savunma sanayiinde son yıllarda ortaya konulan teknolojik kapasite, üniversitelerdeki insan kaynağı, genç nüfus ve girişimcilik ekosistemi doğru bir stratejiyle yapay zekâ alanında da önemli bir sıçramanın altyapısını oluşturabilir.

Ancak burada kritik bir ayrım var:

Yapay zekâyı kullanmak başka, yapay zekâ üretmek başka.

Bugün dünyanın en gelişmiş yapay zekâ sistemlerini kullanabiliyor olmak elbette önemli. Fakat stratejik hedef bunun ötesine geçmek olmalı.

Kendi modellerini geliştiren, kendi veri altyapısını kuran, kendi işlem gücünü büyüten ve geliştirdiği teknolojiyi ihraç edebilen bir Türkiye...

Asıl hedef bu olmalı.

Nitekim eylem planının “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” şeklindeki dört temel ekseni de bu yaklaşımı ortaya koyuyor.

Türkiye'nin yapay zekâ hamlesini yalnızca ekonomik kalkınma perspektifinden değerlendirmek de eksik olur.

Savunma sanayii, siber güvenlik, enerji, ulaştırma, sağlık, tarım ve kamu yönetimi gibi alanların tamamında yapay zekânın etkisi giderek artacak.

Dolayısıyla bugün atılan adımlar, aslında 2030 sonrasının Türkiye'sinin altyapısını oluşturacak.

Elbette bir eylem planının gerçek değeri açıklanan hedeflerde değil, bu hedeflerin ne kadarının hayata geçirildiğinde ortaya çıkacaktır.

Fakat stratejik yön bakımından bakıldığında Türkiye'nin doğru zamanda doğru yere baktığını düşünüyorum.

Çünkü teknoloji yarışlarında geç kalmanın maliyeti bazen yalnızca ekonomik kayıp değildir.

Stratejik bağımlılıktır.

Türkiye'nin hedefi ise bu yarışın dışında kalmak değil, masada yer almaktır.

Hatta daha iddialı söyleyelim:

Türkiye yalnızca masada oturan değil, masanın kurulmasına katkı sağlayan ülkelerden biri olmalıdır.

Dünyanın yeni güç mücadelesi veri, algoritma, işlem gücü ve insan kaynağı üzerinden şekillenirken Türkiye'nin bu alanı milli güvenlik ve ekonomik bağımsızlık perspektifiyle ele alması son derece yerinde bir hamledir.

Çünkü yeni çağın petrolü gerçekten veri olabilir.

Ama asıl mesele verinin kimin elinde olduğu değil;

onu kimin güce dönüştürebildiğidir.

Türkiye'nin önündeki asıl sınav şimdi başlıyor.

Ve bu kez mesele seyirci olmak değil.

Masada yer almak.