Küresel siyasette bazı coğrafyalar vardır; nüfusuyla değil, taşıdığı stratejik anlamla öne çıkar. Grönland, uzun yıllar boyunca haritalarda arka planda kalan bir ada olarak görülmüş, çoğu zaman iklim tartışmalarının teknik bir başlığına indirgenmiştir. Oysa bugün bu coğrafya, büyük güç rekabetinin en kritik eşiklerinden biri hâline gelmiştir. Arktik buzullarının erimesiyle birlikte yalnızca yeni çevresel riskler değil, aynı zamanda yeni ticaret yolları, askerî dengeler ve hammadde rekabeti de ortaya çıkmaktadır.
Soğuk Savaş döneminde Grönland, Amerika Birleşik Devletleri için kuzeyden gelebilecek tehditlere karşı bir erken uyarı hattı olarak konumlanmıştı. Bugün değişen olan coğrafya değil, rekabetin ölçeğidir. Çin’in Grönland’a yönelik ilgisi, bilimsel araştırma ya da altyapı yatırımı söylemleriyle sınırlı değildir; nadir toprak elementleri üzerinden şekillenen bu yaklaşım, geleceğin savunma ve teknoloji kapasitesini güvence altına alma arayışının bir parçasıdır. Rusya ise Arktik bölgesini tarihsel nüfuz alanı olarak görmekte ve askerî varlığını sistematik biçimde tahkim etmektedir.
Grönland meselesi, yalnızca kuzeydeki bir ada üzerinden yürüyen büyük güç rekabeti değildir; bu, 21. yüzyılın hangi aktörler tarafından ve hangi coğrafi hatlar üzerinden şekilleneceğinin açık bir göstergesidir. Arktik’te kurulan her askerî, ekonomik ve diplomatik denge; Akdeniz’den Karadeniz’e, Orta Doğu’dan Avrasya’ya uzanan stratejik zinciri doğrudan etkilemektedir. Türkiye açısından mesele, Grönland’da ne olduğundan ziyade, bu yeni jeopolitik hattın nereye bağlanacağıdır. Zira küresel düzen, artık krizlerin çıktığı yerlerde değil, önceden sessiz bırakılmış coğrafyalarda kurulmaktadır. Grönland, bu sessizliğin en gürültülü uyarısıdır.
Mehmet Emir Aksoy
Uluslararası İlişkiler Uzmanı





