Anadolu’nun Genç Nefesi: Bir Gırtlakta Bozkır, Bir Yürekte Memleket
Önce müsaadenizle kendimden biraz bahsedeyim…
Ben hem anadan hem babadan Kırşehir Mucurluyum. Kırşehir benim için yalnızca köklerimin dayandığı bir memleket değil; yüreğimde derin bir aidiyetle taşıdığım, her insanında kendi ailemi bulduğum ve adını her duyduğumda içimi heyecanla kaplayan büyük bir sevdadır.
Asıl mesleğim bankacılık ve finans. Uzun yıllar bu alanda edindiğim tecrübelerin ardından, 2022 yılında hayatımda beni bambaşka bir anlam arayışına ve heyecana taşıyan kıymetli bir sorumluluk üstlendim. Kırşehir’imizi ve hemşehrilerimizi her platformda en doğru, en güçlü ve en saygın şekilde temsil etmeyi ilke edinmiş Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olan Kırşehirliler Vakfı’nda Kadın Kolları Başkanı olarak göreve başladım. Bu görevi yeni dönemde de aynı heyecan, sevgi ve inançla sürdürmenin gururunu yaşıyorum.
Bazen bana "Bu Kırşehir sevdası nereden geliyor?" diye soruyorlar. Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü ben Kırşehir’i sadece sevmiyorum; Kırşehirli olma ruhunu, o kültürün getirdiği komşuluğu, samimiyeti ve dayanışmayı da yürekten benimsiyorum. Nerede bir hemşehrimle karşılaşsam içimi tarifsiz bir kıvanç kaplar. Hiç tanımadığım bir Kırşehirliyle dahi yollarımız kesişse, "Acaba ona nasıl bir faydam dokunabilir, yükünü nasıl hafifletebilirim?" diye düşünürüm. Bir hemşehrimin yanında durabilmek, elinden tutabilmek benim için dünyalık her türlü başarının ötesinde bir mutluluk kaynağıdır.
İşte bu yüzden, yürüttüğüm başkanlık görevini sadece resmi bir sorumluluk olarak değil; bir gönül borcu, bir vicdan işi ve sarsılmaz bir hemşehrilik bilinci olarak görüyorum.
Ve tam da bu anlayışla; bugün sizlere, elde ettiği başarılarla göğsümüzü kabartan, Kırşehirli duruşuyla hepimize ilham veren çok kıymetli bir hemşehrimizden bahsetmek istiyorum…
ULAŞ…
Bazı sesler vardır… Sadece kulağınıza değil, doğrudan yüreğinize dokunur. Bir türkü başlar ve siz bir anda çocukluğunuza, memleketinize, köyünüze, dede ocağınıza gidersiniz.
İşte Kırşehir Kaman Demirli Köyü’nden çıkan 24 yaşındaki Ulaş’ın sesi bana tam da bunu hissettirdi. Sanki gırtlağına bir bülbül konmuş…
Ama Ulaş’ın hikâyesi bugün başlamamış. Daha ilkokul 3. sınıftayken öğretmenlerinin desteğiyle Ankara’ya getirilmiş, bir ses yarışmasına katılmış ve Ankara birincisi olmuş. Yani daha çocuk yaşta o güçlü sesin ve yeteneğin ilk imzası atılmış. Bugün geldiği noktaya baktığımızda insan şunu düşünüyor: Bazı yetenekler keşfedilmeyi bekler, bazıları ise daha çocuk yaşta kendini belli eder. Ulaş da onlardan biri.
Geçtiğimiz günlerde Vakıf Başkanımız Mahbup Torun, Kadın Kolları Başkan Yardımcımız Selin Önal ve ben, Ulaş’ın davetiyle “Anadolu’nun Genç Nefesi – Bozkırdan Geleceğe” konserinde kendisini dinleme fırsatı bulduk. İkinci kez gerçekleştirilen bu proje, bana göre yalnızca bir konser değil; Anadolu’nun genç seslerine, türkülerine ve kültürel mirasına sahip çıkan çok kıymetli bir çalışma. Ve açık söylemek gerekirse, farklı şehirlerde de izlenmeyi ve daha çok insana ulaşmayı fazlasıyla hak ediyor.
Ulaş’ın her programında bir halk müziği sanatçısını ağırlaması da ayrıca çok güzel. Bu programdaki konuğu ise yıllardır sesiyle Türk gençliğine türküleri sevdiren değerli sanatçı Onur Şan’dı. Bir tarafta gençliğin, yeni neslin güçlü sesi Ulaş… Diğer tarafta Türk halk müziğinin sevilen sesi Onur Şan… İki farklı kuşağın aynı türkülerde buluşması sahnede gerçekten harikaydı.
Ama gecenin benim için asıl anlamı, sahnede bir hemşehrimi izliyor olmaktı. Çünkü Ulaş’ta yalnızca güzel bir ses görmedim; toprağına bağlı bir genç gördüm. Köyünü, Kaman’ını, Kırşehir’ini unutmayan… Dede ocağını, ailesini, anasını babasını, soyunu sopunu yüreğinde taşıyan… Nereden geldiğini bilen ve geldiği toprakla bağını koparmayan bir sanatçı gördüm. Bence bir sanatçı için bundan daha kıymetli çok az şey vardır.
Çünkü insanın sesi yalnızca gırtlağından çıkmaz. Ses; yaşadığı topraktan, ailesinden, hayatından, acısından, sevincinden ve memleketinden beslenir. Ulaş’ın bozlağında da bunu hissediyorsunuz. Neşet Ertaş’ın açtığı o büyük yolun farkında olan, onun türkülerindeki özü ve insan sevgisini taşıyan bir genç… Ve benim için en önemlisi; kendi yolunu, kendi sesiyle yürümeye çalışan bir sanatçı.
Ulaş’ı izlerken insan ister istemez büyük ustamız Neşet Ertaş’ı düşünüyor. Neşet Usta bize yalnızca türküler bırakmadı; insanı, memleketi, sevgiyi, onuru ve gönül zenginliğini bıraktı. Ulaş’ın yolculuğunda da bu mirasın izlerini görmek mümkün.
Daha yolun çok başında… Ama 24 yaşında başarıdan başarıya koşan, Anadolu’nun türküsünü genç kuşaklara taşıyan bir genç. Önünde uzun bir yol var. Ben inanıyorum ki bu yolun daha nice güzel durakları olacak.
Çünkü “Anadolu’nun Genç Nefesi” olmak kolay değil. Bir yandan geçmişin mirasını taşıyacaksınız, bir yandan geleceğe sesleneceksiniz. Bir yandan Neşet Ertaş’ın bozlağının hakkını vereceksiniz, bir yandan kendi sesinizi bulacaksınız. Ulaş tam da bu yolculuğun başında.
Biz Kırşehirlilere düşen de böyle gençlerimizin sesini duymak, onların yanında olmak ve başarılarını gururla sahiplenmektir. Çünkü memleket yalnızca doğduğunuz yer değildir; memleket, içinizde taşıdığınız yerdir.
Ulaş’ın içinde ise Kaman var, Demirli var, Kırşehir var… Dede ocağı var, ailesi var, Anadolu var. Ve o, Anadolu’nun sesini bugün Ankara’nın en güzel sahnelerinden birinde duyuruyor. Bir Kırşehirli olarak bundan gurur duymamak mümkün değil.
Ulaş’ın yolu uzun… Ama inanıyorum ki bu yol başarılarla dolu olacak.
Yolun açık olsun Ulaş… Sesin bozkırın rüzgârına katılsın, türkülerimiz nesilden nesile ulaşsın. Toprağından kopmadan, özünden uzaklaşmadan, kendi sesini büyüterek yürü. Daha söyleyeceğin çok türkü, dokunacağın çok yürek, çıkacağın çok sahne var.
Ve biz, Kırşehir’in kadınları olarak seni izlemeye, desteklemeye ve başarılarınla gurur duymaya devam edeceğiz.
Bozkırdan yükselen bu genç sesin yolu açık, bahtı güzel, türküleri daim olsun.
Çünkü bazı sesler sadece türkü söylemez… Memleketini anlatır. ❤️