Batı Bataklığı

Doğuda Doğup Batıda Batmak

Medine neresi, Viyana neresi? Medine medeniyeti ile Viyana medeniyeti buluşur mu? Kur’an etrafında kenetlenmiş, sıfırdan bir medeniyet kurmuş, yiyeceğinden giyeceğine, mescidinden evine, düğününden cenazesine her şeyini kendine has yapmış bir Ümmet başkalarına muhtaç olur mu? Güneşin doğduğu yerde yaşayanlar neden önceki güneşlerin battığı yere özenirler? Batı’da ve batılı da ne var? Asırlar oldu, bunun ne cevabı bulunabildi ne de alternatifi. Her geçen gün acı hatıralarla dolu olduğu halde doğudan batıya yöneliş özentisi bitmedi. Bitmek bir kenara, özenti arttı.

Özenti önce teknoloji de başladı. Araba, uçak, gemi derken kültüre sıçradı. Örf ve adeti etkiledi. Artık imanın en temel ilkeleri, akide bile batıdan etkilenme durumuna geldi. Evlerimizi, mekteplerimizi, kılık kıyafetlerimizi hatta camilerimizi etkisi altına alan bir batı hayranlığı, batıya göre olma, ondan aşağı kalmama, kimi zaman da batılıcılıkta yarışma kasırgası yaşıyoruz.

Ya orduları ile gelip işgal ettiler. Sömürdüler. Ölçüp, biçip şekil verdiler. Veya eğitim adı altında ayaklarına çağırdılar. Fabrikalarında iş verdiler. Sokaklarını temizlettiler. Kendilerine hayran bıraktılar. Ve siyasetten kültüre insanlar üzerinde en etkin kurumları kendilerine çevirdiler. Önce haçlı orduları olarak geldiler. Topraklarımızı, medeniyetimizi tarumar ettiler. Barbarlıkları yere, göğe nakşedildi.

İşgalci, sömürücü olarak nam tuttular. Umduklarına ermeyince asırlar sonra kurtarıcı gibi geldiler. Fakirliğe karşı, cehalete karşı, kağnı arabalarına karşı çarelerle geldiler. Şeker gösterip peşlerinden sürüklediler. Ordularıyla yapamadıklarını ağızlarıyla, kalemleriyle yaptılar. Silah yerine parayı, paranın geçemediği yerde cinsiyeti kullandılar. Kim ne ile kanacaksa onu bulup verdiler. İçin ne ile dolu olduğu belli olmayan süslü kavramlarla geldiler. “Hürriyet, demokrasi, eşitlik, kadın, onur, saygı, hoşgörü, zenginlik, lüks, medeniyet” dediler.

Sonra da onların giydiğini giymeyeni öcü, Sakalı uzun olanı köylü, Çatalı sağ elle tutanı barbar gördüler. Hoşgörü dediler, onlara ait olmayan hiçbir şeyi hoş görmediler. İçi dolmamış vaatlerle asırlardır konuşuyorlar. Ama peşlerinden sürükleyebildiler. Kaç nesil onların statlarına, salonlarına koştu. Oyunlar oynandı. Düdükler çalınca ne dünya kaldı elimizde ne de din! Ne doğulu olabildik ne de batılı.

Evimize, odamıza girdiler.

İçimizden batıya yönelenlerin kimisi İslam’dan sıyrıldığı için batıyı yeni kimliği gibi gördü.

Kimi, İslam toplumunda İslam’ı temsil ettiği varsayılan şahsiyetlere tepki olarak batıya özendi.

Kimi, zaten Müslüman olmadığı için İslam toplumunun zayıflamasını fırsat bilip kıblenin batı olması için uğraştı.

Kimi, cehaletinin/açlığının/gafletinin sonucu tuzağa düştü batı adına kullanıldı.

Ve büyük bir kitle de işiyle, eşiyle meşgul olduğu için olup biteni anlamadı. Anladıysa da aldırmadı. Varlığı yokluğundan daha tehlikeli oldu.

Her şey madde oldu. Neredeyse kaç yaşındasın, nerelisin? gibi tanışma soruları yerine kaç paran var soruları sorulur hale geldi. Paran olsun da canın çıksın, zararı yok! Anlayışı esir etti. Ruh ve maneviyat kapı dışı edildi. Parası olan ama asla mutlu olmayan insanlar, İşi olan ama eşini boşayan insanlar, tertemiz evi yerine pis kahve köşelerinde oturan insanlar, futbola veya film izlemeye saatlerini feda eden insanlar ibret vesikası zavallılar olarak görülmedi.

Kendi çocuklarına/ebeveynine vakit bulamayan insanlar, vakit darlığından şikâyet edenler vakti en ucuz nesne olarak harcayıp tükettiler. En muteber slogan şu oldu: Paran olsun da ne olursan ol!

Sorun, Doğu batı sorunu değil hayır şer sorunudur. İslam, Batı’dan veya başka bir yerden yararlıyı anlamamızı engellemiyor. İyinin ve hikmetin peşinde olmamızı zaten dinimizin emridir. Dinimizin yasakladığı şey, ayrım yapmadan her ne gelirse almak, helal ve haramı bir kenara itmek, Önemli ile öncelikliyi tefrik edememektir. Buna göre, Batı bataklığından gelenle batı kökenli olan aynı terazide tartılmamaktadır.

Doğuda batıda Allah’ındır. Ne tarafa dönerseniz Allah’ın yönü o tarafa doğru dur. Şüphesiz Allah’ın kudreti her şeyi kapsar ve O, Her şeyi bilir. (Bakara 115)

Batıdan alınan şey, onları dinine ait ise veya geldiğinde bizim dinimizin temellerinden birine sızacak ve akidemize etki edecekse bu alıntı küfre kadar kayabilen bir risktir.

Ahlakı yönlendiren ve faziletlerde erimeye neden olan bir alıntı ise en iyimser ihtimalle böyle bir alıntı fasıklığa teşviktir.

İslam toplumunun değerlerini, değerlendirme anlayışlarını, dinden kaynaklanan örfünü değiştirecek alıntılar ise haramdır.

Teknik, sanat, ziraat ve yönetim tarzına ait konularda ölçüleri aşmayan alıntılar ise mubahtır.

Selam ve Dua ile

Zübeyt BOZKURT