İktidarın dış politikadaki kimi temel yaklaşımlarına hep karşı çıktık. Bunların başında Amerika-İsrail ile İngiltere üçgenine dayalı süreç bizi hep rahatsız etti. Ağır eleştirilerde bulunduk, bulunuyoruz. BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) BİP (Büyük İsrail Projesi), Medeniyetler İttifakı, NATO eksenli oluş, AB kapılarında sürünme. Bunların kimine yüzyılların, kimine de on yılların deneyiminden yola çıkarak karşı çıkıyoruz.
Hıristiyan dünyasının yüzyıllardır Müslümanlara karşı olan bir bakışı var. Bu tarihin hiçbir döneminde değişmedi değişmeyecek. İslam’ın temel yaklaşımı, Kuran’ı Kerim’in temel bakışıyla Allah’ın yanında din sadece ve yalnızca İslam’dır. Bakışını değerlendiriyoruz. Asıl olanda budur. Dinler tarihi boyunca da Müslümanların Hıristiyanlığa bakışı bir din değil bir kültür olarak görüldü. Müslümanların bakışında Hristiyanlık hiçbir zaman sempatik gelmedi. Onların tanrı anlayışı Hazreti İsa’yı tanrı, tanrı oğlu, tanrıyı baba görmeleri muharref İncillerin varlığı en belirgin ayrılık nedeni.
Hazreti İsa’yı tanrı katına çıkarma, Allah’ı insan katına indirme en önemli açmaz. Böyle olunca Hristiyanlık İslam coğrafyasında bir din olarak algılanmadı. Bu, batı dünyasını hep rahatsız etmiştir. İslam gibi temelleri, bakışı sahih ve sağlam olmasından kaynaklanır. Bundandır ki 1960 yılından beri Papalık Müslümanlarla bir dil bağı kurma çabasına girdi. Dinler arası diyaloğun başlangıç tarihi ve süreci bunun bir sonucudur.
İslam dünyasındaki kimi isimlerle bunu da kabul ettirmenin yöntemi denendi. Bir ölçüde de başarılı olundu. Semavi dinler kategorisinde İslam ile Hristiyanlık ve Rena’nin ifadesiyle Yahudilik aynı düzleme oturtturuluyor. Müslümanların nazarında şöyle bir duygu oluşmaya başladı. Hristiyanlık ile Yahudilik eğer semavi din ise, öyle ise neden bu dinlere karşı duralım. Pekâlâ bu dinlere de girilebilir. Bu düşünceyle bu çevrelerin oluşturduğu ortam ve hava yüzünden birçok insan Hristiyan olma yolunu seçti.
Batı düşüncesinin Müslümanları bakışı bilinç altında da üstünde de hiçbir zaman değişmedi. Rena’nin önümüzdeki yüzyıllarda dinlerin etkisi olmayacak akıl ile bilim dünyaya egemen olacak tezinin üzerinden 200 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen Hıristiyan dünyası daha bir koyulaşmış bulunuyor. 11 Eylül olaylarından sonra Haçlı ruhu daha bir belirginleşti. Irak işgalinde de Libya işgalinde de hem Amerika hem de Fransız politikacılar tarafından Haçlı Seferlerinden bahsedildi. Bizimkilerin kaşlarını çatması sonucu niyetlerinden asla vazgeçmediler. Ama söylemlerine daha dikkat ettiler.
Batı Dünyasının hedefi Orta Doğu’dur. Büyük Orta Doğu Projesi sonucu Irak üzerinden başlanarak kendilerinin belirledikleri bir plana göre adım adım ilerlediler. Irak, Afganistan, Pakistan, Libya, Mısır, Tunus süreci büyük ölçüde tamamlanmış bulunuyor. Kendi bakış açılarıyla sistem oturtuluyor. Suriye’den sonra İran ve şimdi bu sıra Türkiye de gelecek ve geldi. Gerçi Türkiye içerden iyice kuşatılmış bulunuyor NATO egemenliğini sağlamıştır.
Medeniyetler ittifakında da sonuç gene aynıdır. Farklı bir durum söz konusu olamaz. Suriye ile olan ilişkiler, pasaportsuz gidiş gelişler, neredeyse bölgesel olarak iyi bir düzeye gelinmişti. Bir anda büyü bozuldu. Türkiye’deki yöneticiler emperyalizmin ve siyonizmin oyununa geldiler.
Arap- Amerika baharı ardından birdenbire büyü bozuldu. Türkiye bir tuzağın içine düştü. Ya da bu tuzağı kendisi tercih etti. Libya olayından önce karşı çıktı, ardından hemen çark edildi. Fransa, İtalya, İngiltere ve İtalya ile birlikte olundu. Kaddafi iktidarı devredildi. Türkiye üzerinden yürütülen propaganda ile Kaddafi öyle bir zalim olarak gösterildi ki Amerika, Fransa, İtalya, İngiltere birlikteliği çok daha sempatik gösterildi. Amerika’nın Irak’ta, Suriye’de öldürdüğü milyonlarca insanların insan olarak bile görülmüyor, Saddam öldürünce firavun ve zalim, Amerika ve Batı öldürünce hümanist.
Türkiye böyle bir tuzağın içinde nasıl yer alır, aklımız almıyor. Hem Türkiye’ye hem de İslam Coğrafyasına yazık oluyor.
Dünyayı kasıp kavuran zülüm çarkının dışında durmak, ona yem olmamak da bilinç gerektirir. Uyarıcı olmak, yol göstermek, yolu sağlıklı yürüyebilmek için Müslüman duyarlığına ve inceliğine sahip olmayı gerektirir. Batı hümanizmi, kendi ruh sınırları içindedir. Dışındakilere asla yönelik değildir.
Müslümanlar arasındaki bilinci arttırmak, birlik olmak en önemli sorunumuz. Bunu günübirlik değil süreklileştirmek gerekiyor.