TİGAD'ın kuruluş ve emekleme safhasında çeşitli illerden gazeteci arkadaşlarımızla 2018 yılında Ankara'da gerçekleştirdiğimiz ilk buluşmadan bu yana 11. çalıştay ve 14. buluşmayı geride bıraktık.
TİGAD ailesinin bu seferki durağı dillerin, dinlerin, kültürlerin, medeniyetlerin buluşma noktası olan Mardin oldu. TİGAD Mardin İl Temsilcimiz ve Mardin Haber İmtiyaz Sahibi Murat Akgül'ün ev sahipliğinde TİGAD Genel Başkanımız Okan Geçgel'in riyasetinde gerçekleştirilen "Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı" vesilesi ile Türkiye'nin dört bir tarafından yerel ve ulusal basın kuruluşlarında görev yapan arkadaşlarımızla bir araya geldik.
Olaya Mardin penceresinden bakmadan önce şunu özellikle belirtmeliyim ki, kimsenin kimseye güveninin kalmadığı, samimi diyalogların yerini gergin ortamlara bıraktığı, dayanışmanın yerini güç gösterisine dönüşen yırtıcı rekabete bıraktığı, üç beş kişinin dahi bir araya gelip bir mesele, bir hedef uğrunda kolektif hareket etmekte zorlandığı günümüz dünyasında TİGAD ailesinin bir parçası olmamız hasebiyle, tüm bu olumsuzlukları bertaraf edip, hikayenin güzelliklerini iliklerimize kadar hissetmek, en önemli kazanımımız olsa gerek.
Tüm dünyada insani değerlerin ayaklar altına alındığı, savaşlar ve soykırımlarla kan ve gözyaşının masum insanların kaderine dönüştüğü bir coğrafyada Mardin'in tarihi, kültürel birikimi ve insani duruşu tüm dünyaya adeta bir çağrı niteliği taşıyor.
Taşın dile geldiği, tarihin sokak aralarında yankılandığı bu şehirde yürürken, insan ister istemez yavaşlıyor. Çünkü burada zaman, modern dünyanın alıştığı hızda akmıyor. Her adımda bir geçmişe, her bakışta bir hikâyeye temas ediyorsunuz. Deyrulzafaran Manastırı’ndan Mor Gabriel Manastırı’na, Kasımiye Medresesi’nden kadim çarşılarına kadar uzanan bu eşsiz doku, yalnızca bir turistik rota değil; insanlığın ortak mirasının canlı bir temsili.
Ama Mardin’i asıl farklı kılan, taşları değil; o taşların arasında yüzyıllardır kardeşçe yaşayan insanları… Türkler, Kürtler, Araplar, Süryaniler ve Ezidiler… Farklı diller, farklı inançlar, farklı kültürler… Fakat aynı sokakta selamlaşan, aynı sofrada ekmek paylaşan bir hayat. Sabah ezanıyla çan sesinin birbirine karıştığı bu şehirde, farklılıklar bir ayrışma sebebi değil; aksine bir zenginlik vesilesi. Belki de bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu tablo tam olarak bu.
Bu tabloyu daha anlamlı kılan bir diğer unsur ise bölge ile birlikte Mardin'in de terör illetinden kurtulmuş olması. Bir kaç yıldır yürütülen Terörsüz Türkiye sürecinin aslında uzun yıllardır bölgede içselleştirilmiş ve uygulamaya çoktan geçirilmiş olması Mardin'in tam bir turizm kenti haline dönüşmesine de vesile olmuş. TİGAD Yönetim Kurulu'ndan arkadaşlarımızla Mardin Valisi Tuncay Akkoyun'a gerçekleştirdiğimiz ziyarette edindiğim izlenim neticesinde devletin sadece bir idari mekanizma değil; aynı zamanda bir şefkat ve güven duygusu olduğunu bir kez daha gördüm.
Elbette bu yolculuğun temel sebebi olan çalıştay hem katılan gazetecilere hem de Mardin'e çok önemli kazanımlar sundu. Türkiye’nin dört bir yanından gelen gazetecilerle birlikte dijital medyanın geleceğini, etik sorunları, yerel medyanın gücünü ve mesleğin dönüşümünü tartıştık. Hızın çoğu zaman gerçeğin önüne geçtiği bir çağda, “doğru habercilik nasıl yapılmalı?” sorusuna birlikte cevap aradık.
Bu tür organizasyonların katkısı, yalnızca mesleki bilgi paylaşımı değil. Aynı zamanda gazeteciler arasında güçlü bir dayanışma zemini oluşturması. Farklı şehirlerden, farklı bakış açılarından gelen meslektaşlarımızla aynı masada buluşmak; ortak sorunlara ortak çözümler aramak, gazeteciliğin hâlâ güçlü bir vicdana sahip olduğunu gösteriyor.
Bununla birlikte, Mardin mevcut turizm potansiyeli açısından her ne kadar tanıtıma ihtiyaç duymuyor gibi gözükse de bu şehrin de anlatılması gereken bir çok hikâyesi var. Çalıştay vesilesiyle yüzlerce gazeteci Mardin’i yerinde gördü, hissetti ve kendi şehirlerine bu izlenimleri taşıdı. Bu da Mardin’in sadece turistik değil, kültürel ve insani yönleriyle daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.
Kısacası bu program, gazetecilere mesleki derinlik ve geniş bir bakış açısı kazandırdı. Topluma daha nitelikli habercilik olarak geri dönecek bir bilinç oluşturdu. Ve Mardin’i, olduğu gibi, tüm gerçekliği ve güzelliğiyle görünür kıldı.
Ankara’ya dönerken valizimde birkaç hatıra, hafızamda ise çok daha fazlası vardı. Mardin bana sadece bir şehir gezisi sunmadı; birlikte yaşamanın mümkün olduğunu, farklılıkların zenginlik olabileceğini ve gazeteciliğin hâlâ insan hikâyeleriyle anlam kazandığını hatırlattı.
Bugün dünyada ayrışmaların, çatışmaların ve ötekileştirmenin arttığı bir dönemde, Mardin sessiz ama güçlü bir cümle kuruyor:
“Birlikte yaşamak mümkün.”
Ve belki de bu yüzden, Mardin sadece görülmesi gereken bir şehir değil; anlaşılması gereken bir medeniyet…






