Hayatın kendisini bir yolculuğa, insanı da bir yolcuya benzetmek edebiyatın en eski, belki de en çok eskitilmiş numaralarından biridir. Ama kabul edelim; hiçbir metafor gerçeğin yerine bu kadar kusursuz oturmaz.
Her sabah kapıdan dışarı adım attığımızda aslında çift yönlü bir yolculuğa başlarız: Biri bizi işe, okula ya da markete götüren o asfalt yol; diğeri ise zihnimizin kıvrımlarında, kalbimizin dehlizlerinde yürümek zorunda kaldığımız o içsel patika.
### Yol mu Güzeldir, Yolcu mu?
Büyüklerimiz hep "Yol yürümekle tükenmez," derler. Haklılar. Yol, bizden önce de oradaydı, bizden sonra da orada kalacak. Asfalt eskir, patikalar kapanır ama yön duygusu hep baki kalır. Yol bu yüzden mağrurdur; sabırlıdır, her türlü adımı, her türlü yükü dilsiz bir kabullenişle taşır.
Ama yolu anlamlı kılan, ona karakterini veren şey **yolcu**dur.
* **Acelesi olanlar:**
Yolu sadece bir engel, iki nokta arasında tükütilmesi gereken bir zaman kaybı olarak görürler. Onlar için ne kenardaki ağacın yeşili önemlidir ne de rüzgarın fısıltısı. Hedefe kilitlenmişlerdir.
* **Avareler:**
Yolun tadını çıkaranlar, hatta bazen bilerek kaybolanlardır. Bilirler ki en güzel keşifler, haritada görünmeyen sapaklarda gizlidir.
* **Yorgunlar:**
Yolu bir yük gibi sırtında taşıyanlar. Onların adımları ağır, bakışları toprağa dönüktür.
Aslında hepimiz gün içinde bu üç karakter arasında mekik dokuruz. Bazen bir yere yetişmek için yolu döver gibi yürürüz, bazen de bir akşamüstü serinliğinde adımlarımızı bilerek yavaşlatırız.
### Durağı Olmayan Bir Sefer
Modern dünya bize sürekli bir yerlere "varmayı" öğütlüyor. Başarıya varmak, zenginliğe varmak, huzura varmak... Oysa hayatın sırrı, varmakta değil, **yolda olmakta** gizli. Çünkü insan sadece yürürken değişir, dönüşür ve öğrenir. Vardığımız yer, yolculuk boyunca dönüştüğümüz insanın sadece bir tescil mekanıdır.
"Önemli olan varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir."
Bu sözü çok duyarız ama hakkını ne kadar veriyoruz? Telefon ekranlarına gömülerek geçtiğimiz sokakları, tren camından bakmadan kaçırdığımız manzaraları düşündükçe, aslında yolu hiç yürümediğimizi, sadece yoldan "geçtiğimizi" fark ediyoruz. Oysa yolcu olmak, şahit olmayı gerektirir. Çamura, güneşe, yokuşa ve düzlüğe...
### Yoldaşın Önemi
Yol ne kadar uzun ve engebeli olursa olsun, yükü hafifleten bir şey vardır: **Doğru yoldaş.** Yanınızdaki insan yolun yokuşunu düz, mesafesini kısa kılabilir. Ya da tam tersi; yanlış bir yoldaş, en düz yolu bile bir azaba dönüştürebilir. Bu yüzden akıllı yolcu, yola çıkmadan önce heybesini değil, yanındakini kontrol eder.
**Netice olarak;** hepimiz bu dünya denen büyük istasyonun geçici yolcularıyız. Yolun nereye çıkacağını, ne zaman biteceğini hiçbirimiz tam olarak kestiremiyoruz. Yapabileceğimiz tek bir şey kalıyor: Adımlarımızın hakkını vermek, yoldan keyif almak ve arkamızda yürünmeye değer temiz izler bırakmak.
İyi yolculuklar.