Sabah uyandığınızda telefonunuza düşen ilk bildirimle başlıyor her şey. Bir kavga videosu, bitmek bilmeyen ekonomik veriler, trafikte birbirine saldıran sürücüler ya da sosyal medyada bir kelime yüzünden birbirini linç eden binlerce insan… Başımızı nereye çevirsek, havada asılı duran, her an patlamaya hazır yoğun bir elektrik akımı var.
Toplum olarak uzun süredir "kronik bir gerginlik" sendromu yaşıyoruz. Eskiden anlık patlamalar, saman alevi gibi yanıp sönen öfkeler olurdu; şimdilerde ise gerginlik, toplumun üzerine sinmiş bir sis bulutu gibi, kalıcı ve boğucu.
Öfkenin Yakıtı: Sosyal Medya ve "Biz vs. Onlar" Aynası
Peki ne oldu da bu kadar tahammülsüzleştik? Bu sorunun cevabı tek bir nedene bağlı değil elbette. Ancak en büyük tetikleyicilerden biri, hayatımızın merkezine kurulan dijital dünya. Sosyal medya algoritmaları, doğası gereği sakinliği değil, çatışmayı besliyor. Çünkü öfke ve gerginlik, tıklama getiriyor; tıklama ise para demek.
Farkında olmadan her gün bir **"Biz ve Onlar"** simülasyonunun içine çekiliyoruz. Kendimiz gibi düşünmeyeni düşman, bizden olmayanı tehdit olarak algılıyoruz. Trafikte yol vermeyen bir sürücü, sadece kaba bir insan olmaktan çıkıp, nefret ettiğimiz bir ideolojinin ya da grubun temsilcisine dönüşüveriyor zihnimizde. İşte bu, bireysel öfkenin toplumsal bir cinnete evrilmesinin ilk basamağıdır.
Güven Duygusunun Aşınması
Bir toplumun çimentosu güvendir. Bakkala, komşuya, yoldan geçene, kurumlara duyulan güven… Gerginlik, bu çimentoyu içten içe kemiren bir asit gibidir. Güvenin azaldığı yerde savunma mekanizmaları devreye girer. Her an saldırıya uğrayacakmış gibi tetikte bekleyen bir insan, en ufak bir kıvılcımda parlamaya hazırdır.
Bugün sokakta yürürken insanların yüzüne bakın. Kaç kişinin gözlerinde dinginlik, kaç kişinin yüzünde asılı duran bir "bana dokunma" ifadesi var? Toplumsal gerginlik, bizi birbirimize yakınlaştırması gereken kamusal alanları, birer mayın tarlasına çeviriyor.
**Unutmamalıyız ki:** Bir toplumda mizahın yerini alay, eleştirinin yerini hakaret, tartışmanın yerini kavga aldığında; orada kültürel ve insani bir çürüme başlamış demektir.
Çıkış Yolu Nerede?
Bu sarmaldan kurtulmak mümkün mü? Elbette mümkün, ancak bu ne bir günde olacak ne de sadece yukarılardan birilerinin mucizevi dokunuşuyla gerçekleşecek.
* **Önce Kendi Ekranımızı Kapatacağız:** Dijital dünyanın bizi sürekli bir şeylere öfkelendirme çabasına karşı "bilinçli bir detoks" uygulamak zorundayız. Her tartışmaya girmek, her kışkırtmaya yanıt vermek zorunda değiliz.
* **Empatiyi Bir Lüks Değil, İhtiyaç Göreceğiz:** Karşımızdakinin de en az bizim kadar stresli, geçim derdinde, geleceğe dair kaygılı olduğunu hatırlamak, öfke dalgasını göğüste yumuşatmanın ilk adımıdır.
* **Sakinliği Örgütleyeceğiz:** Gerginlik bulaşıcıysa, sakinlik de bulaşıcıdır. Bir tebessüm, trafikte gösterilen küçük bir nezaket, kuyrukta beklerken sergilenen bir sabır, sandığımızdan çok daha büyük dalgalar yaratabilir.
Aynı coğrafyada, aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. Geminin su alan odaları değiştikçe gemi batmıyor; gemi bir bütün olarak batıyor ya da yüzüyor. Geleceğe daha huzurlu bir toplum bırakmak istiyorsak, o çok şikayet ettiğimiz gerginlik zincirinin ilk halkasını kendi zihnimizde kırmakla işe başlamalıyız.
Çünkü sular durulmadan, dibi görmek mümkün değildir.