Şimdi sorumuz şu: Çok zeki ve kaliteli insanlar neden dünyevî özellikleriyle beraber yüksek ahlâk sahibi olarak yetişmiyor? Bu soru aynı zamanda bir problemdir. Problemin temel sebebi ise çocukluktan, ortaokul veya liseye kadar geçen sürede aldığı eğitimini üniversitede görememeleridir. Bu yüzden üniversiteye gittiklerinde hissettikleri ilk duygu ise şaşkınlık oluyor.
Bununla beraber kendi hayatı ile de bir çatışma yaşıyor. Daha sonra da yavaş yavaş iman ve yaşayışına uygun olmayan bu davranışlara alışmış oluyor. Çocukken oruç tutmak için yarışanlar, üniversite yıllarında ramazan ayında üniversite yurtlarının önünde açık açık yemek yemekten çekinmiyorlar. Kız- erkek ilişkilerindeki haramlardan sakınmıyorlar.
Sadece çok zeki olanlar kendilerini geliştirip daha başarılı olmaya çalışırken, orta seviyede olanlar sadece mezun olduklarını gösteren bir kağıt parçası olan diplomanın peşindeler. Bu diplomayı alabilmek için yeri geldiğinde çalışmak yerine sınavlarda kopya çekmekte bile sakınca görmüyorlar.
İnanç ve fıtratla büyük ölçüde uyuşmayan üniversite ortamı için genç zekalarımızı isrâf ediyoruz. Üniversitede ahlâkî değerleri kazandıracak bir uygulama olmadığı için öğrenciler bu büyük nimetten mahrum kalıyorlar. Bu durum ilk başlarda vicdanlarda biraz da olsa sızı yaparken yavaş yavaş zayıflıyor ve artık bu değişimden dolayı vicdan azabı duyulamaz hale geliyor.
Maalesef yükseköğretim kurumlarında bu büyük erozyonu önleyecek, ahlaklı insan yetiştirecek bir programımız yoktur. Bunun yanı sıra çok az sayılarda bile kalsalarda kendi inancını koruyabilenler de var lâkin bunu üniversiteler değil yine ailelerin kendi çabaları sağlıyor.
Eğer bu bahsettiğimiz ahlak eğitimi eksikliğini, milletin eğitimli ve söz sahibi kesimleri hissetmez ise benim gözümde milletin bir geleceği olmayacaktır. Eğer bu ülkenin çocukları ahlâklı olarak yetişmezse; yolsuzluğa ve rüşvete boğulan sistem dolayısı ile yine ülkeyi kurtarmanın hiçbir yolu kalmayacaktır.
Lâkin tüm bunlara rağmen devlette ahlâklı insan yetiştirmeye gayret gösterildiğini göremiyoruz. Bu felaketin en büyük müsebbibi ülkemizin siyasetçileri ve hatta siyasetin ta kendisidir. Çünkü siyasi güç her yere hâkimdir ve siyaset her şeyin belirleyicisidir.
Yani kralın sistemi siyaset değil, sistemin kralı siyasettir. Çünkü ülkeyi yönetenler siyasetçilerdir. Her şeyi onlar belirlerler. Bu belirleyicilik, ahlâk noktasında da geçerlidir. Yöneticiler ne kadar kaliteli ve ahlâklı ise yetiştirdikleri insanlar da ancak o kadar kaliteli ahlâklı olur. Çünkü siyasetçilerin yaptıkları işler, konuştukları konular her yerden ve herkes tarafından görülüp örnek alınır. Bu sebeple siyasetçilerin ahlâkından daha ahlâklı bir toplum hayal edemeyiz.
Balık baştan kokar. Siyaset, bir milletin vicdanı ve aklıdır. Ama buna rağmen ne yazık ki bütün mecralar arasında ahlâksızlığın en çok olduğu mecra siyaset olmuştur.
Siyasetçilerimizin durumu o kadar vahim ki; koltuk ve makam için hiçbir şeyi kurban etmekten çekinmiyorlar. Sadece maddi varlıklarından değil, kendi savundukları değerlerden de kolayca vazgeçebiliyorlar.
Dünyevi arzular uğruna bulundukları partiden istifa edip başka bir partiye katılmakta hiçbir sakınca görmüyorlar. Sırf makam ve mevki için büyük liderler bile kendi partilerini değiştiriyor ve ideolojilerinden vazgeçebiliyorlar. Tam bu olaylar gösteriyor ki; siyasetçilerimizin çoğu sadece makamı için siyaset yapıyorlar. Koltuktan başka bir hedefleri yok. Bunun sebebi, büyük siyasi partilerin açık bir ideolojisi ve ahlaklı insan yetiştirme gayelerinin olmamasıdır.
Ülkeyi yönetenlerin veya büyük partilerin şu anki tek ideolojisi menfaattir. Ancak bu durum bir tehlikeye de yol açıyor. O da şudur ki; tek hedefleri makam, menfaat olan siyasetçiler, bugün kendi çıkarları için partililerini, ideolojilerini sattıkları gibi yarın da ülke menfaatlerini tehlikeye atmaktan çekinmezler.
Böyle bir durum söz konusu iken, biz onlardan ülke problemleri ile ilgili sağlıklı çözümler bulmalarını nasıl bekleyebiliriz ki? Bu tür siyasetçiler, ahlaklı ve ülkeyi düşünen bir gençlik ya da öğrenci hareketi de oluşturamazlar hatta oluşturmadılar.
Öğrenciler, bu ülkenin geleceği ve gelecek liderleridir. Onun için ahlâklı ve maneviyatlı bir gençlik yetiştirecek lidere ihtiyaç vardır. Ayrıca öğrenciler takip ettikleri liderlerin kalite ve ahlâkını örnek alırlar. Bu örnek alması gereken siyasetçilerin ise bırakın meydanlardaki normal diyaloglarını meclis gibi önemli ve ciddi bir yerde bile ne konuştukları belli değil. Birbirlerini tehdit etmekten başka ne yapıyorlar? Geleceğimiz olan öğrenciler, bu insanlara bakarak ne öğrenebilirler? Birbirilerine ellerine ne geçerse fırlatarak ya da hakaret ederek ülke yönetilemez.
Bence bugünkü felaketten kurtulmak için tek bir çözüm yolu vardır. O da eğitimli insanların arasından; ahlâklı, vicdan sahibi ve cesur olanların siyasete dahil olmasıdır. Eğer ahlâklı ve dürüst insanlar siyasette çoğunluk kurmazsa bu ülke liyâkatsiz liderlerden kurtulamaz.
Siyasete girmeyip, çile çekmekten uzak duran ama evde oturup ahlâksızlık ve yolsuzluğa karşı edebiyat yapanlar, aktif siyasete katılıp bu durumu değiştirmek için çabalamak zorundadırlar. Aslında toplumumuzun her alanında yeteri kadar iyi ve ahlâklı insan bulunmaktadır. Ama onlar bir araya gelip beraber hareket etmiyorlar. Eğer ülkemizin güçlü, refah ve ahlâk düzeyinin yüksek olmasını istiyorsak önce manevi değerlerimize sahip çıkmak zorundayız.
Selâm ve Dua ile…
Zübeyt BOZKURT