1)SORU: KİTABIN EN VURUCU CÜMLELERİNDEN BİRİ: “KİMSEYE LAYIK GÖRMEDİĞİM BİR BENİ, KENDİME SUNMUŞ OLMANIN HUZURUYLA YAŞIYORUM.”
GÜNEY’E BU CÜMLENİN DOĞUŞUNU SORDUM…
CEVAP: Sabah uyandım, gözlerim perdeyle bulutların arasına takılıydı. Yatağımda sessizce kendime baktım. Parçalanmış yanlarımın hepsi oradaydı ama artık bölünmüş değildim. Kimseye layık görmediğim ben, kendi yanımda duruyordu. O an, derin bir huzur hissettim. İşte o cümle oradan çıktı.

2) SORU: ACI VE SEVGİNİN AYNI RİTMİ: ÖLÜM
YAZAR, BABASININ KANSERLE MÜCADELESİNİ ANLATTIĞI BÖLÜMLER…
CEVAP: Aslında kalem değil, hafızam titredi. Çünkü yazmak acıyı tekrar yaşamak değil, acıyla barışmak gibiydi. O satırlarda bir evladın çaresizliği değil, bir evladın sevgisi vardı. Ben de o sevgiyi saklamaktan vazgeçip okura teslim ettim.
3) SORU: KİTAPTA KÜÇÜK BİR TATLI TABAĞININ BİLE YALNIZLIĞI HAFİFLETTİĞİNİ, BİR KAHVALTI MASASININ HUZUR VEREBİLDİĞİNİ YAZIYORSUNUZ…
CEVAP: Ben iyileşmenin küçük anlarda saklandığına inanıyorum. Büyük acılar karşısında bile insanı ayağa kaldıran şey küçük bir tabak tatlı, sıcak bir çay…

4) SORU--KİTAP BOYUNCA “SESSİZLİK” ÇOK GÜÇLÜ BİR METAFOR OLARAK DURUYOR. SENCE SESSİZLİK İNSANIN İÇİNDEKİ HANGİ DUYGUYU EN ÇOK ORTAYA ÇIKARIR?
CEVAP: Sessizlik bence insanın kendine en çok yaklaştığı an gürültüde sakladığımız şey ne varsa sessizlikte ortaya dökülüyor. Kimi zaman gözyaşı, kimi zaman cesaret, kimi zaman da gerçeğin ta kendisi… Ben sessizliğe kaçmadım, sessizlikle konuştum
5- SORU: HOŞ GELDİN BEN ADETA BİR “YENİDEN KENDİNE DÖNÜŞ” KİTABI GİBİ. PEKİ SEN YAZARKEN KENDİNDE EN ÇOK HANGİ “BEN” İLE YÜZLEŞTİN?
CEVAP: Karşıma çıktı ertelediğim ben. İçimdeki güçlü kadının aslında ne kadar kırılgan olduğunu, kırılgan olanın da ne kadar cesur olduğunu fark ettim. Hepsi aynı evin odaları gibiydi. Ben sadece kapıları açtım.
“Hoş Geldin Ben” – Röportaj
Songül Güney, yaşamının kırılma noktalarını edebiyatın yalın ama vurucu diliyle anlatan bir yazardır. Geceyi Yiyen Kadın ile geniş bir okur desteği kazandıktan sonra ikinci kitabında içsel yolculuğunu daha olgun, daha derin ve dizüstü edebiyatın içtenliğiyle aktarmaktadır.
1) Soru: Kitapta “Kimseye layık görmediğim bir beni, kendime sunmuş olmanın huzuruyla yaşıyorum.” diyorsun. Bu cümle, çoğu okurun kalbinde bir duraksama yaratıyor. Bu cümle ilk sana geldiğinde, o “ben” nasıl bir ruh hâlindeydi?
Cevap: Sabah uyandım, gözlerim perdeyle bulutların arasına takılıydı. Yatağımda sessizce kendime baktım. Parçalanmış yanlarımın hepsi oradaydı ama artık bölünmüş değildim. Kimseye layık görmediğim ben, kendi yanımda duruyordu. O an, derin bir huzur hissettim. İşte o cümle oradan çıktı.
2) Soru: “Babamın Kansere Karşı Mücadelesi” bölümünde acı, umut ve sevginin aynı anda yürüdüğünü görüyoruz. Bu bölümü yazarken kalemin mi titredi, yoksa hafızan mı?
Cevap: Aslında kalem değil, hafızam titredi. Çünkü yazmak acıyı tekrar yaşamak değil, acıyla barışmak gibiydi. O satırlarda bir evladın çaresizliği değil, bir evladın sevgisi vardı. Ben de o sevgiyi saklamaktan vazgeçip okura teslim ettim.
3) Soru: Kitapta küçük bir tatlı tabağının bile yalnızlığı hafiflettiğini, bir kahvaltı masasının huzur verebildiğini yazıyorsun. Sence iyileşmek gerçekten büyük olaylardan mı gelir, yoksa küçük ritüellerden mi?
Cevap: Ben iyileşmenin küçük anlarda saklandığına inanıyorum. Büyük acılar karşısında bile insanı ayağa kaldıran şey küçük bir tabak tatlı, sıcak bir çay, düzenlenmiş bir masa olabiliyor. Çünkü o küçük ritüeller insana “hayat devam ediyor” cümlesini en güzel haliyle fısıldıyor.
4) Soru: Hoş Geldin Ben adeta bir “yeniden kendine dönüş” kitabı gibi. Peki sen yazarken kendinde en çok hangi “Ben” ile yüzleştin?
Cevap: Karşıma çıktı ertelediğim ben. İçimdeki güçlü kadının aslında ne kadar kırılgan olduğunu, kırılgan olanın da ne kadar cesur olduğunu fark ettim. Hepsi aynı evin odaları gibiydi. Ben sadece kapıları açtım.
5) Soru: Kitapta ölümün bir son değil, sevginin dönüşmüş bir hâli olduğunu anlatıyorsun. Bu farkındalık sana nasıl yerleşti?
Cevap: Bir insan toprağa gömüldüğü gün hayatımdan gitmediğini fark ettiğimde… Onu anlattığım her satır, hatırladığım her anı, aldığı her nefes gibi içimde yaşamaya devam ediyordu. O yüzden ölüm benim için bir bitiş değil, sevginin başka bir ritme geçmesi oldu.
6) Soru: Kitap boyunca “sessizlik” çok güçlü bir metafor olarak duruyor. Sence sessizlik insanın içindeki hangi duyguyu en çok ortaya çıkarır?
Cevap: Sessizlik bence insanın kendine en çok yaklaştığı an. Gürültüde sakladığımız şey ne varsa sessizlikte ortaya dökülüyor. Kimi zaman gözyaşı, kimi zaman cesaret, kimi zaman da gerçeğin ta kendisi… Ben sessizliğe kaçmadım, sessizlikle konuştum.