Bizim insanları davet ettiğimiz, sahip çıkmaya çağırdığımız ilkeler gayet açıktır. Bu ilkeler herkesçe bilinen ve insanların birçoğunun teslim olduğu İslam’ın temel prensipleridir.
Bu ilke ve prensipleri Müslümanların tamamı tanır, gereğine inanır ve prensiplerin mutluluk ve rahatları için yegâne reçete olduğunu samimiyetle tasdik ederler. Bunlar değişmez ilkelerdir ve yeryüzü ancak bunlarla ıslah edilir. Bunlar bizzat tarihi tecrübelerin ispatladığı prensiplerdir.
Menfaat ilişkilerinin abluka altına alınmadığı, kin ve düşmanlığın bulunmadığı, şaibelerle beslenmeyen, İftiraların kirletemediği bir birliktelik. Bir duvarın tuğlaları gibi birbirine ihtiyacı olan, sevmenin imanın alameti olduğu bilinciyle kucak açan bir anlayış.
Buna inancımız kardeşlik diyor. Ve Rabbimiz diyor ki; “Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurat Suresi 10)
İmanları onları kardeş kılmıştır. İmanın ruhu, Müslümanlara kan bağından öte bir bağ kazandırmıştır. Bu kardeşliğe Allah için sevmek denilebilir. Allah için birbirini sevenlere, birlikte yürüyenlere Resulullah iman-sevgi ilişkisini şöyle açıklamıştır:
Üç şey vardır ki insanda onlar bulunursa iman halavetini bulur: Allah ve Resul’ünün o kimse her şeyden daha sevimli olması, Müslüman kardeşini sadece Allah için sevmesi ve ateşe atılmaktan nasıl korkuyorsa, Allah kendini kurtardıktan sonra tekrar küfüre dönmekten de öyle korkması.
Sevgiyi bozan her şeyden kaçınmak gerekir. Çünkü kişinin kardeşini sevmesi doğrudan imanıyla ilgilidir.
Bu sevgi olmadıkça birliktelik olmaz, dava olmaz, cemaat olmaz. İftiralara yönelik konuşmalar, küfrün egemenliğine yapılmış bir yardımdır. Çünkü kişinin kardeşine öfkesi iftiraya döndüğünde, hiçbir şeyden habersiz saf insanlara iftiralarla aktarım yapıldığında belki de duvardan tuğlalar tek tek düşecek ve tahkim olunmuş duvar, küfre başı önüne eğik bir hedef haline gelecektir. Resulullah sallallahu aleyhi selam şöyle buyuruyor: “müminler birbirini tutan tuğlalardan yapılmış duvar gibidir”.
Dava adamı öyle bir bilinç ile hareket etmelidir ki, birtakım hatalar, eğer akideyi ilgilendirmiyorsa, büyük günahlar küçümsenmiyorsa, onları birbirinden ayırmasın. Çünkü: “Birinin işleyeceği ilk hatanın ayırdığı iki kimse, Allah için birbirlerini sevmemişlerdir.” Günahta ısrar İslam’a aykırıdır ve dolayısıyla İslam kardeşliğini de zedeler. Yapılması gereken, hataların giderilmesidir.
Müslümanların birbirlerine darılıp ayırmaları, basit sebeplerle birbirlerini kırıp küskün durmaları da helal değildir:
“Müslümanın kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal olmaz. Bir araya geldiklerinde yüz çevirir, öteki yüz çevirir, En hayırlıları selamı ilk verendir.
Dava adamlarının şu hadisi dikkatlice okumaları gerekir:
“Birbirinizle alakayı koparmayınız, birbirinize küsmeyiniz, birbirinize buz etmeyiniz, birbirinize haset etmeyiniz, Allah ‘ın size emrettiği şekilde kardeş olunuz. “
Dil ile yapılan bir başka günahta gıybettir. Bir diğeri zandır. Bu ikisinden de kaçınmak hem kardeşliği arttıracak hem de cemaati pekiştirecektir. Özellikle Rabbimizin şu emrini yüreğimizde eritmeli ve yaşamalıyız:
Ey müminler, zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkun. Çünkü Allah tövbeleri kabul edendir, rahimdir. (Hucurat Süresi 12)
Bazen insan öfkelenir, kontrolünü kaybeder ve kontrolü zayıflar. Bu, İnsanlık özelliğini kontrol etmek gerekir. Çünkü tamiri zor yaralar açabilir. Bunun içindir ki Rabbimiz müminlerin özelliklerinden birini de şöyle açıklamaktadır:
“Öfkelerini yenerler insanların kusurlarını affederler Allah iyilik yapanları sever.” (Ali-İmran Suresi 134)
Cahilce laubalilikler ile ortalıkta gayri İslami tavırlar sergileyenler veya boş şeylerle uğraşanlarla da karşılaşabiliriz, bizleri kendi laubali dünyalarına çekip, davanın ciddiyetinden uzaklaştırmak isteyebilirler. Veya bazı kardeşlerimizle iş, uğraş ve zaman paylaşımında bulunabiliriz. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Sen (insanların işlerinde) kolaylığı tut. Maruf (iyi olarak bilinen) ile (iyiliği, aklını beğendiği ve şeriatın kabul ettiği hususları) emret. Cahillerden de yüz çevir. (Araf Suresi 199)
Müslümanlar ferdi ilişkilerinde birtakım kırgınlıklar yaşadıkları ve yaşayacakları kardeşleriyle de karşılaşacaklardır. Bu gibi durumlarda şeref, affetmektedir.
Çünkü: Affeden kula Allah şereften başka bir şey artırmaz, Allah için hiç kimse alçakgönüllülük yapmamıştır ki Allah onun mertebesine yükseltmesin. (Müslim)
İslam’ın yüce ahlak sistemi kişinin Müslüman kardeşine tebessüm etmesini bile sadaka saymıştır. “Kardeşinin yüzüne tebessüm sadakadır.” (Tirmiz’i )
Kardeşlik hukukunda en önemli hususlardan birisi de kişinin kardeşine nasihat edip hatalarını düzeltip. Gerçeği görmesinde ona yardımcı olmasıdır.
Çünkü: Din nasihattir. (Müslim)
“Mümin Müminin aynasıdır. Ondan bir ayıp görürse onu giderir.” (Buhari)
Ve dilin kullanımında son ihtar: Muaz Resulullah’a, Ya Rasulullah, konuştuklarımız karşılığında hesaba çekilecek miyiz? diye sorduğunda, Resulullah buyurdu ki, anan seni kaybetsin! İnsanlar ateşe yüz üstü dillerinin hasat ettiğinden başka bir şey yüzünden atılırlar mı?
Kardeşlerimizin bilmesini isteriz ki ancak her yönüyle davaya uyum sağlamayı kabullenenler, canından, malından, vaktinden ve sıhhatinden sorumlu olduğu oranda fedakârlık yapabilenler bu davaya layık olabilirler.
Selam ve Dua ile ….
Zübeyt BOZKURT