Ne Günlere Geldik!
Tarla, arsa, ev, dükkân, diploma, tatil, iş ve benzeri değerler; uğuruna çok şeylerin feda edilebildiği, yüzsuyu dökülen, gerekiyorsa münafıklığa bile katlanabilen değerler oldu. Üç günlük denen dünya, ebedi kıymetlerimize denk oldu. Belki daha da kıymetli oldu. Artık dünya ve dünyalık peşinde yürümüyor, sanki yuvarlanıyoruz. Gülünç bulup ahlaklarından iğrendiğiniz kâfirlerin yaptığını yapıyor, yediğini yiyor, giydiğini giyebiliyoruz. Onların girdiği yolara revan olmuş peşlerinden gidiyoruz.
Dünya, Allah ‘ın nazarında sivrisinek kanadından değersizken, bizim nazarımızda değil dünyanın kendisi, mobilyası bile kendi canımızdan daha değerli oldu. Faiz, zina, alkol gibi Allah’ın en büyük haramları, mubahlarla aynı raflarda dizilir oldu. Ne ar duyulacak şeylerden ar duyan kaldı ne de fazilet mücadelesi yapan kaldı.
Evler otelleşti; yatılıp kalkılan, ucuz yemek yenen yerler gibi oldu. Büyük-küçük, kadın-erkek, alim-cahil, ahlaklı-ahlaksız, hayırlı-hayırsız denkleşti. Bütün iyi ve kötü değerler, ilim ve cehalet, fazilet ve rezalet, büyüklük ve küçüklük, paranın önünde denkleşti, ilim para ile ölçüldü, cehalet parayla kapatıldı. Ahlaksızın parası ahlaklının ahlakına muadil sayıldı. Daha da vahimi, bu gidişatı iyi ve kötü herkes gözleri ile seyrettiği halde bir şey yokmuş gibi davranıyor. Herkes şikâyet ediyor. Şikâyet eden ve şikâyet edilen aynı koltukta oturuyor, bazen aynI mescitte namaz kılıyor. İslam’a ait değerler, Müslümanlığın şiarı olarak bilinen özellikler, kimse için referans değil artık. Belki de suiistimal göstergesi.
Dünyayı eşlerinden sürüklemiş büyük insanlar, Ebubekirler, Ömerler, Selahaddinler tarihin küflü sayfalarında kaldı. Onlara ait hatıralar küçüklere masal oldu. Kur’an; ölçülere okunan, doktordan ümidi kesilmişlere tavsiye edilen kitap haline geldi. Kuran, kime ne diyor, öncekiler onu nasıl okudu, onunla nasıl amel etti? Ne dert eden var ne de araştıran! Varsa, yoksa para, iş, aş, ev, emeklilik, sosyal hak. Dünya, dünya, dünya!
Bedenlerimizin ihtiyacını giderip yaşamak ve kulluk yapmak için yiyip içmemiz gerekirken zevk için hatta gösteriş için yiyip içmeye başladık. Hastalıkların en önemli nedenlerinin başında yemek geldi. Yiyecekler dert oldu. Midelerimiz çürüdü. Açlıktan korkan İnsanoğlu, yemek bolluğunda ötürü helak olacak. Kilo vermek, zayıflamak hemen her ailede bulunan yaygın bir dert haline geldi.
Örtünmek, avretimizi gizlemek için giyiniyorduk. Şimdi ise bizi görenlerin gözlerini okşamak, beğenilmek için giyiniyoruz. Biz giyiniyoruz; arabalarımızı, dualarımızı, giydiriyoruz. İhtiyacımıza ve zevkimize göre giyinmek yerine modaya göre, bize uysa da uymasa da başkalarının beğenisine göre giyiniyoruz.
Dört tekerli olduk.
Araba ne büyük bir nimet! üzerine binilip ulaşmamızı sağlasa ne güzeldi! Ne güzel bir nimetti bize binip gezmeseydi! Biz ona binecektik, O bize bindi. Çocuğumuzdan canımızdan tatlı oldu.
Ev Bina yarışı.
Başımızı sokup bizi sıcaktan, soğuktan koruyacak üç günlük misafirhane lazımdı bize. O niyetle şehirlere geldik. Şimdi evler bizi aldı. Biz evlerin olduk. Taksitleri, masrafları, Debdebesi, iç tefrişatı, mobilyası tam bir esarete dönüştü. Evlerle evlendik. Halbuki bina yarışı, kıyamet alametlerindendi. Öyle inanmıştık.
Müzik için engel çıkınca hoşumuza giden müziğe İslami, tasavvuf müziği dedik, O da helal oldu. Zevklerimizi, giyinme hobimizi gelenek ve kültürün içine koyduk, Oda mubah oldu. Giydir bir kılıf, kılıfı da içi de senin olsun.
Cihat orduları uğurlanır gibi hacı uğurlamaları, flama aştırılmış sadakalar, kameraların önünde ibadetler şova dönüştü.
En büyük neden, uzun emeller ve ölümü yok saymaktır. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaktır. Kör taklit, sürüden ayrılmaktan korkmak da işin cabası oldu. Hayatın gerekleri ile kulluk arasında denge kuramamak tuz biber oldu. Bir imtihan olarak bollaşan mal ve servet, peşinden sürükledi. Eğitim Kuran ve Sünnet eksenli olmayınca da çizgi büyüdü. Şehvetler gözleri perdeledi. Ana-baba hukuk çiğnendi.
Dünya yeşildir, tatlıdır. Allah size onu verecek ben ne yapacağınıza bakacak. Dünyadan sakının. Kadınlardan sakının. Nerede böyle şuurlu insanlar nerede.
Selam ve Dua ile…
Zübeyt BOZKURT