Mü’min; bilgili, güzel ahlâklı, temiz yürekli olur. Kalbi, insanlık sevgisiyle dolup taşar. Düşmüşleri kaldırır, zavallıların imdadına koşar, biçarelere şefkat ve merhamet elini uzatır. Mü’minin vasıflarından olan iyilik yapmak, güzel ahlâkın en yüksek mertebesi olması demektir.

İman sahibi Müslümandan kötü hareket, yanlış iş çıkmaz. Özü, sözü doğrudur. Her şeyin mükemmelini ve iyisini isteyip, arayan Müslümanın estetik duyguları da gelişir. Güzel, temiz, iyi, faydalı olan şeyleri ister ve yapar. Temizliğin, imandan olduğunu bilir ve bunu tatbik eder. Çirkin hareketlerden ve pis şeylerden nefret eder. Düşüncesi ve hareketlerinin doğru olmasının yanında giyinmesi, kuşanması, yaşaması da iyi ve temiz olmalıdır. Temiz yer, temiz içer, temiz yaşar. Muhitindeki temizlik ise örneklik teşkil eder. Böylece toplum içinde temizlik fikrinin yerleşmesine sebep olur. Çevresinin yükselmesi için çalışır. Yurdunu cennete çevirir ve yurt sevgisinin, imandan doğduğunu bilir.

Müslüman, iyi niyet sahibidir. Bozuk niyet onda asla konaklayamaz. O, kimsenin zararına çalışmaz. Dedikodu yapmaz, insanları çekiştirmez. Koğuculuk yapmaz, boşboğazlıktan kaçınır. Lafını da parası ve malı gibi lüzumsuz ve faydasız yere harcamaz. Elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kişidir.

Hazreti Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: Mü’min, geçinir ve geçinilebilir kimsedir. İnsanlarla iyi geçinmeyen ile geçinilemeyen kişi de hayır yoktur buyurmuştur.

Sosyal mü’min, insanlarla güzel geçinen kimsedir. Geçinebilmek, güzel ahlakla mümkündür. Yumuşaklık, insani ilişkilerde iyi düzeyde iletişim kurabilmeyi sağlamaktır.

Geçinebilme ölçüsü ise kişinin kendisine nasıl davranılmasını istediği gibi başkasına da aynı ölçüde davranış gösterme seviyesidir. Başkasının şahsiyetini yıpratan, muhatabına duyarsız davranan kimseler, iyi bir Müslümanlık kalitesini yakalayamayacaktır. İyi mü’min; başkalarının duygularını göz ardı etmeden, insanları incitmekten korkarak, iyi ve kötü her insana mümince davranan kimsedir.

Peygamberimiz (sav), mü’min toplumu tek bir vücuda benzetmektedir. Tek bir beden halinde yaşayan mü’min toplumu, başkasının başına gelenin kendi başına gelmiş gibi hisseden kimselerden oluştuğunu belirtmektedir.

Mü’minler; birbirlerini sevmekte, şefkat göstermekte ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.

İyi Müminin geçinebilme ve kendisi ile geçinebilme kuralları şunlar olmalıdır:

- İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır. İnsanlara fayda sağlayabilecek herhangi bir alanda bir işle meşgul olmak gerekmektedir. Mesela bir iş ile meşgul olan kişiye yardım etmek ya da iki kişinin arasını bulmak faydalı işlerdendir.

- Kendisinden daima hayır beklenen, kötülüğünden emin olunan kimse olmak gerekmektedir. Peygamberimiz (sav), sizin en kötünüz kendisine hayır beklemeyen ve kötülüğünden emin olunmayandır buyurmaktadır.

- Teşekkür etmesini ve takdir etmesini bilmek önemlidir.

- Allah’ın yaratmış olduğu her insana değer vermek bu kurallar arasındadır.

- Bir mümin başkasıyla arasında geçen iyi günleri unutmamalı, yok saymamalıdır.

- Mü’min, mü’min kardeşine Allah (c.c) için iyi geçinme samimiyetiyle davranmalıdır, bir ilişki Allah için olduğu müddetçe samimidir.

- Bir kimse, günahkâr hatta kâfir bile olsa zor durumda olana yardım etmelidir.

- Herkesle aynı şekilde her insanla hak ettiği şekilde ve anlayabileceği seviyede ilişki kurmak gerekmektedir.

- Hemen karar vermemek de yüzeysel karar vermek de geçim kurallarındandır.

- Biriyle geçinebilmek, mümin kişinin karakterindendir. Mü’min, şahsiyetli ve karakterli olmalıdır. Mümin kişi; Hz. Peygamberin (sav) sünnetine intiba eden, Hz. Ali (r.a) ve Selahaddin Eyyubi gibi savaş meydanlarında bile düşmanına iyi davranan yüksek şahsiyete sahip bir karakterde olmalıdır.

Temiz kalpli olmak doğuştan kazanılan bir özellik değil, herkesin yükselmesi istenen seviyedir. Müminler olarak toplu halde İslam görüntüsü verebilmek, bireysel olarak müminlerin iyilik kalitesinde yaşamalarına bağlıdır. Burada yaşamayı beceremeyen insanların iyilik kalitesinden söz edilmesi güçtür. Her mü’min kendi niyetini iyileştirmeli, şahsiyet olarak iyi olmalı ve iyilik yapmayı seven bir kişi olmak zorundadır.

Müslümanların bir arada yaşadığı her toplum, Allah’a (c.c) karşı kulluk kalitesini üzerlerinde görmek istediği toplumdur. Ancak böyle bir toplum Allah’tan (c.c) rahmet görebilir ve Allah‘ın (c.c) bereketini üzerinde hissedebilir. Rabbimiz, birbirine düşmüş Müslüman toplumdan razı değildir. İhtilaflar, iç çekişmeler ve ayrılıklar şeytanı memnun eden ortamlardır.

Yalan söylemek ne kadar vebal gerektiren bir davranış ise, duyulan her haberi araştırmadan doğru kabul etmek, bilerek ya da farkında olmadan yalanın yayılmasına sebebiyet vermek de dinî ve ahlâki bakımdan aynı derecede sorumluluk gerektiren bir davranıştır. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizi şöyle uyarmaktadır: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.

Dolayısıyla Müslüman; imanın ve İslami kişiliğinin bir gereği olarak sosyal olmalıdır.