Peygamber Efendimizin en yakınındaki isimlerin hemen tamamı gençlerden oluşuyordu. Fatih sultan Mehmet han İstanbul’u çok genç yaşlarında fethetti. İlim ehli için de aynı şeyleri söylemek mümkün. İlk Müslümanlardan sadece birkaç tanesi 35 yaşın üstündeydi. Geri kalan çoğunluk 35 yaşın altında bulunuyordu. Toplumun yeniliğe açık, idealist ve enerjik kesimini oluşturan gençler her zaman İslam davasını omuzlandılar ve onurlu yürüyüşte hep gençler ön saflarda oldular.
Peygamberimizin gençlerle ilgili bütün ilişkilerini baktığımızda O’nun bütün gayret ve hedefinin, inançlı, dindar, ahlaklı ve iffetli bir gençlik oluşturabilmek olduğunu görürüz. Zira Peygamberimiz, Allah‘ın arşının gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı o günlerde “yedi sınıf insanın Allah‘ın gölgeleceğini” haberini vermiştir. (Buhari) Bu hadiste ilk olarak adaletli yönetici, ikinci sırada Rabbine ibadetine yetişen genci zikredilmektedir. Gençlik bu kadar önemlidir, ancak asrın kasveti daha çok gençlerin üstüne çökmüştür şimdilerde.
O, bütün meselelerde olduğu gibi gençliğe dair meselelerde de önce durum tespiti yapılması, sonra ideal bir genç profili çizmeye gayret etmek ve işi o aşamada bırakmayarak asıl mücadeleyi, yani onurlu bir gençliği oluşturmaya bütün menhecleri oluşturmak gerekir. O, gençliğe dair sadece mevcut durum ve ideal genç tipi araştırmaları yapmamak; elini taşın altına da koyarak yeni bir ilginçlik meydana getirmektir.
İnsanlık tarihi boyunca üstün medeniyetler kurmuş olan milletler, evlatlarına iyi eğitim veren milli değerlerine bağlı örf ve adetlerini hürmetle muhafaza eden milletler olmuştur. Bugün gelinen noktada gençliğin ve toplumun gidişatı ortadadır. Yozlaşma ve sabit değerlerin Alt üst edildiği bir toplum yapısı gençliği de yozlaştırmaktadır. İşte bu gidişatı önleyebilmek adına bütün bir mücadelesi boyunca hep gençliğe işaret etmiştir.
Bir milletin nereye gittiğini görmek için onu yeni yetişen gençlerine bakmak lazım gelir. Gücün maalesef büyük milletimizin yeni yetişen evlatlarına, bakıyorsunuz erkek çocukları oldukları halde, adeta kadınlara özenircesine, enselerine kadar saçlar bırakıyorlar. Papazlara özenircesine favoriler sakallar bırakıyorlar. 6 ay bir büyük şehirde kalsın arkadan köyüne döndüğü zaman, kendi öz babasına moruk, anasını koca karı diyecek kadar insanlıktan uzaklaşıyor, babasıyla konuşurken moruk harçlığımı arttıramazsın çeneni kırarım diye konuşuyor.
Yazık oluyor bu millete. Bizleri asıl üzen gençlerimiz iyi telkin almadıkları için bu yanlış yollara saparken öbür taraftan bu güzel sinemalar köylere kadar yayıldı. Şu sinemalarda oynatılan ahlak bozan filmler, tiyatrolarda oynatılan zedeleyici oyunlar, bu memlekette her gün üç milyon nüsha basılan gazetenin pek çoğu üzerindeki açık saçık resimde müstehcen resimler ve içindeki ahlak bozucu romanlar aslında tarihin bu en büyük milletini her gün harıl harıl tahrip ediyorlar.
Peki, bu durum neye sebebiyet vermektedir. İşte asıl mesele bu, bu milletin gençleri böyle olursa sinemalar, tiyatrolar, gazeteler böyle olursa, internet ortamı böyle olursa, sosyal medya böyle devam ederse, öbür taraftan da ahlak çöküşü umumi olduğu için çoğu yerde insanın önüne çıkmaya başlar. Sen haklı olduğun halde, seni hakkın senden zorla alınır başkasına verilir. Sen de baka baka yüreğin yanmağa mecbur kalırsın.
Bir memlekette ahlak bozulursa onun sonu nereye varıyor biliyor musunuz?
Sen sağlam olduğun halde seni alıyor ve sana ameliyat lazımdır diyor. Masanın üstüne yatırıyor, sağlam adamı para için kıtır kıtır kesiyor. Ahlak bozukluğunun sonu budur.
Bilmeyen varsa öğrensin ki yeniden kurtulmakta olan büyük Türkiye ahlak ve maneviyat tarihine istinaden kurulacaktır.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT