Hak dava insanı olmak; yalnızca bir siyasi yapıya mensup olmakla değil, bir ahlâk çizgisine, bir menhece ve bir sorumluluk bilincine sahip olmakla mümkündür. Bu yol; insanı merkeze alan, vatan ve millet çıkarlarını önceleyen, şahsi menfaatleri değil toplumsal faydayı esas alan bir duruş gerektirir. Dava adamlığı; makam ve mevki için değil, adalet, ahlâk ve sorumluluk için yürümeyi zorunlu kılar.
Türkiye siyasetinde bu anlayış, dönem dönem farklı hareketlerle kendini göstermiştir. Bugün bu çerçevede dikkat çeken yapılardan biri de Huzur Partisi’dir. Partinin ismi, siyasetin sertleştiği ve kutuplaşmanın arttığı bir dönemde unutulmaya yüz tutmuş bir kavrama işaret etmektedir: huzur. Bu yönüyle isim tercihi, yalnızca sembolik değil; aynı zamanda siyasal hafızaya gönderme yapan bilinçli bir duruştur.
Huzur Partisi’nin kuruluş süreci, klasik bir parti hikâyesinden farklıdır. Bu yapı, parti kimliğinden önce Kardelen Hareketi ile yola çıkmış; sahada, teşkilatlarda ve toplumsal temaslarda uzun bir hazırlık sürecinden geçmiştir. Kardelen Hareketi, Huzur Partisi’nin fikrî ve ahlâkî altyapısını oluşturan önemli bir zemindir. Bugün gelinen noktada, bu birikimin parti yapısına dönüştüğü açıkça görülmektedir.
Kuruluşunun ardından Huzur Partisi, Türkiye genelinde teşkilatlanma sürecini dikkat çekici bir hızla sürdürmektedir. Kısa sayılabilecek bir zaman diliminde il ve ilçe yapılanmalarını hayata geçirmesi, sahada aktif bir karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu durum, sadece organizasyonel bir başarı değil; aynı zamanda toplumsal bir karşılık ve güven inşasının göstergesi olarak okunmalıdır.
Partinin Genel Başkanı Zafer Emanetoğlu ve Genel Başkan Yardımcısı İlyas Helvacı, bu yapının kamuoyunda en çok bilinen isimleri olsa da; Huzur Partisi’ni yalnızca birkaç isim üzerinden değerlendirmek eksik bir okuma olacaktır. Bu hareketin kadroları, farklı meslek gruplarından gelen, sahada karşılığı olan, saygın ve seçkin insanlardan oluşmaktadır. Kadro yapısı, lider merkezli değil; liyakat ve dava bilinci esaslı bir anlayışı yansıtmaktadır.
Gazeteci gözüyle bakıldığında şu husus özellikle dikkat çekmektedir: Huzur Partisi kadroları, siyaseti yalnızca seçim kazanma aracı olarak değil; ahlâkî bir sorumluluk alanı olarak görmektedir. Bu anlayış, söylemlerden ziyade sahadaki duruşta ve teşkilat disiplininde kendini göstermektedir.
Bu noktada, Türkiye siyasetinin yakın geçmişine dair önemli bir gerçek de hatırlanmalıdır. Huzur Partisi’nin genel başkanı ve kurucular kurulu, bir dönem Yeniden Refah Partisi’nin Türkiye genelinde teşkilatlanmasında ve bugünkü noktaya gelmesinde önemli sorumluluklar üstlenmiş, adeta bir fikir ve emek babalığı yapmıştır. Ancak siyaset, her zaman vefa duygusuyla ilerlememekte; yollar zamanla ayrılabilmektedir. Bu durum, bir kırgınlıktan ziyade, siyasi ahlâk ve duruş farklılığı olarak okunmalıdır.
Bugün gelinen noktada görülen şudur: Huzur Partisi teşkilatları, kısa sürede yalnızca siyasi alanda değil; ahlâkî duruşlarıyla ve halkla kurdukları samimi bağlarla toplumun kalbinde yer edinmeye başlamıştır. Bu, her siyasi yapı için kolay ulaşılamayan bir noktadır.
Liyakatli dava insanı olmak, bir parti kimliğinden önce bir karakter meselesidir. İsimler, yapılar ve siyasi dengeler değişebilir; ancak ahlâk, adalet ve samimiyet kalıcıdır. Huzur Partisi ve onu var eden Kardelen Hareketi, bu değerler üzerinden kendine bir yol açmaya çalışan yapılardan biri olarak Türkiye siyasetinde dikkatle izlenmesi gereken bir çizgi sunmaktadır.
“Bu yazı kaleme alırken amaçlanan; bir destek ya da muhalefet metni ortaya koymak değil, sahada gözlemlenen bir siyasi yaklaşımı gazeteci bakışıyla tarafsız biçimde değerlendirmektir.”
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT