Epstein Dosyası, Küresel İğrençlik ve İsimleri Koruyan Sistem
Jeffrey Epstein dosyası, bir suç dosyası değil; bir dokunulmazlık haritasıdır.
Bu harita, kimlerin suç işleyebildiğini, kimlerin asla yargılanmadığını ve hangi isimlerin her koşulda korunacağını göstermektedir. O ada, sadece çocukların istismar edildiği bir mekân değil; ahlâkın, hukukun ve insanlığın topluca boğulduğu bir suç merkezidir.
Bu mesele yıllardır biliniyor. Tanıklar konuştu. Belgeler ortaya çıktı. Uçuş listeleri yayımlandı. Fotoğraflar servis edildi.
Ama ne oldu?
İsimler silindi. Dosyalar kapatıldı. Konu unutturuldu.
Çünkü Epstein dosyası, sıradan suçluların değil; küresel sermayenin, siyasetin ve sözde entelektüel elitlerin dosyasıdır. Bu yüzden de adalet, kapının dışında bırakılmıştır.
İslam’ın insan anlayışı nettir:
Çocuk, korunur.
Zayıf, kollanır.
Güçlü, denetlenir.
Epstein adasında yaşananlar ise bunun tam tersidir. Burada güç, suçu örtmek için kullanılmış; para, sessizliğin bedeli hâline getirilmiş; makam, günahın kalkanı olmuştur. Bu, bireysel sapkınlık değil; örgütlü bir ahlâk suçudur.
Daha açık konuşalım:
Bu dosyada asıl skandal, istismarın varlığı değil; istismarcıların hâlâ “saygın” kabul edilmesidir.
Asıl utanç, suçun işlenmesi değil; suçluların korunmasıdır.
Ve işte tam bu noktada mesele sadece Amerika’nın, Batı’nın ya da birkaç yabancı ismin meselesi olmaktan çıkmaktadır.
Çünkü bu karanlık ağın Türkiye’de bazı siyasi ve ekonomik çevrelerle temas etmiş olabileceğine dair iddialar bile, başlı başına bir milli utanç sebebidir.
Altını çizerek söylüyorum:
Bu tür bir şer odağıyla ismi anılan herkes, suçlu olsun ya da olmasın, ahlâkî bir zan altındadır.
Ve bu zan, “sessizlikle” temizlenemez.
Türkiye’de makam sahibi olmak, insanlıktan feragat etme ruhsatı değildir.
İş insanı olmak, vicdanı askıya alma ayrıcalığı değildir.
Siyasetçi olmak, küresel sapkınlık ağlarıyla temas kurmayı meşrulaştırmaz.
Eğer bu ülkede, çocuk istismarıyla anılan bir dosyada adı geçen ya da gölgesi düşen tek bir kişi varsa; yapılması gereken savunma yapmak değil, hesap vermektir.
Çünkü burada mesele hukuk oyunları değil; insan kalabilme meselesidir.
Modern dünya bize şunu öğretmeye çalışıyor:
“Güçlüysen suç yoktur.”
İslam ise buna karşı şunu söyler:
“Zalimsen, vaktin vardır; ama kurtuluşun yoktur.”
Epstein dosyası karşısında susan medya, tarafsız değildir.
Suskun siyaset, masum değildir.
Görmezden gelen iş dünyası, temiz değildir.
Bu suskunluk; korkaklık değil, çıkar ortaklığıdır.
Ve İslam’a göre zulüm karşısında susmak, zulmün bir parçası olmaktır.
Şunu net biçimde ifade edelim:
Epstein dosyası kapanmadı.
Sadece üstü örtüldü.
Ama hakikat, örtüyle boğulmaz.
Adalet, geciktirilebilir; ama iptal edilemez.
İslam’ın durduğu yer bellidir:
Masumun yanında,
Zalimin karşısında,
İsmin değil, fiilin hesabını soran bir duruştur bu.
Bugün bu dosyayı hatırlatmak, yazmak ve konuşmak muhalefet değildir.
Cesaret gösterisi hiç değildir.
Bu, imanın ve insanlığın asgarî gereğidir.
Ve unutulmamalıdır:
Bir toplum, çocuklarını koruyamıyorsa; hiçbir makam, hiçbir bayrak, hiçbir unvan onu temize çıkaramaz.
Selam ve Dua İle
Zübeyt BOZKURT