Allah insanı cennette yarattı. Sonra da dünyaya gönderdi. Cennet şartlarında yaratılmış ama dünyada da yaşayabilir bir varlık oldu insan. Dünya insan için geçicidir, asıl kalıcı yurdu cennettir. Cehennemi ise cennet şartlarını korumayanlarının kötü sonucu olacaktır. Allah bu dünya için kurallar belirledi. O kuralların en önemlisi, bu dünyanın olduğu gibi her şeyi ile bir imtihan olmasıdır. Herkesin burada bir dönem kalması kaderidir. Bu kaldığı süreyi emirlere uyarak, yasaklardan kaçınarak geçirebilenler babalarının geldiği yer olan cennete dönerler. Bunu beceremeyenler ise cehenneme intikal ederler. Her şey son nefese kadar tanınan süreyi başarılı geçirmeye bağlıdır. Hiçbir dakika gereksiz ya da sorgusuz yapılmayacak bir an değildir. Her dakikamız bizim için ebedi sonumuzu etkileyecek ve belirleyecek bir dakika olabilir. Böyle bakmaya mecburuz.
Ölüm gelince, dünyada bekleme süremiz de bitmiş olmaktadır. Kıyamet vaktine kadar adına kabir denen bir mekânda bekleyeceğiz. Dünya ile ahiret arasındaki bu ara mekân ve zamana berzah denmektedir. Oradaki bekleme de kıyamet beklemesinden aşağı kalır değildir. Boş ve sorumsuz bir bekleme olmayacaktır. Esasen ölümle beraber herkesin kıyameti de kopmuş olacağından kim öldü ise onun için kıyamet başlamıştır da denebilir.
Kıyamet her şeyin sonudur. Bütün canlılar ölecektir o gün. Hiçbir düzen kalmayacaktır dünyada. Dünyanın kendisi de yoktur artık. Sadece Allah kalacaktır o gün.
Her şey yok olduktan sonra büyük bir dirilme olacak. İlk insandan son insana kadar bütün insanlar dirilecek. Sayısını Allah‘ın bilebileceği kadar canlı dirilecek yeniden. Büyük bir toplanma olacak. Büyük bekleyiş başlayacak. Büyük bir hesap görülme oluşacak. Büyük bir ödül ve ceza gerçekleşecek. Büyük bir sessizlik olacak. Sadece Allah konuşacak. O gün kimsenin ağzı açılamayacak. Kimse kimseye yardım edemeyecek. Kimse kimseyi kollayamayacak. Yakınlıklar, ilişkiler, bağlantılar; hepsi bitmiş olacak. Herkes kendi akıbetini düşünür olacak.
O gün cennet de cehennem de hazır bekleyecek. Haklar görülecek, zulümler dava edilecek. İbadet edenler ve etmeyenler, iyiler ve kötüler dizilecek. İnsanla ilgili tutulmuş tutanaklar kitap şeklinde sahiplerine verilecek. Kimi neşe içinde cennete yürüyecek, kimi de perişan olmuş halde cehenneme sevk edilecek. O gün dünyanın sefilleri zannedilenlerin yüzü gülebilecek. Peygamberlerin davalarının hak olduğu o gün herkesin itirafında olacak.
O gün ne yalan var ne hile. O gün ne ağlamak fayda verir ne özür. O gün insanın neden yaratıldığını anladığı gün olacak ama o gerçeğin orada anlaşılmasının hiçbir yararı olmayacak. Ne mutlu o günün gerçeklerine bu dünyada sarılanlara ne mutlu onlara.
Dünya aslında imtihan yeridir. Bizim zevklerimiz etrafında yaşamak dediğimiz şey için uygun değildir. Çünkü fanidir. Lezzetleri geçicidir. İnsan ancak ebedilikle hayat bulur. Dünyayı imtihan yeri olarak gören insanın bakışı iyi bir bakıştır. Acısı ile tatlısı ile imtihan olan dünya, anlaşılmış dünyadır. Dünya değersiz olmasına değersizdir ama ahiretin ara dönemidir insan için. Hiçbir şekilde insan dünyayı ihmal edemez. Öyle bir ihmal ahirete mal olabilir ve insanın ebedi fıtratını kaçırma nedeni olabilir. İnsan dünyayı tapındığı bir put yapamayacağı gibi kâfirlerin karargâhı da yapamaz.
Dünya cennetinde cehennemin de kazanılacağı yer olarak çok değerlidir. Bu açıdan bakıldığında cennet kadar değerli, cehennem kadar tehlikeli bir dünyada yaşamaktadır insan. Böyle bakmak, imtihanı kazanmaya yardımcı olacak iyi bir bakıştır. Belki de insan olmanın en tabi gereklerinden biri insanın neden niçin bulunduğunu bilmiş olmasıdır.
Dünya hayatını Allah’a iman eden biri olarak yaşamak insan olmanın gereğidir. Allah’ın yaratıp yönettiği dünyada Allah’ın kulu olan insan başıboş kalamaz. İnsanlar kendi aralarında yaşam ilkeleri de belirleyemezler. Dünyada nasiplenmek insanın hakkıdır ama nasiplenmenin ilkelerini Allah belirlemelidir. Biz buna “Allah‘ın şeriatına göre yaşama” diye bir başlık da koyabiliriz. İnsan şeriatı olan biri olmalıdır.
Dünya nimetlerinin elde edilmesinin bedeli insanın onuru ve imanı olmamalıdır. Uğuruna ölünecek bir dünya yanlıştır. Dünya insanın önüne konmuş bir nimet iken insan kendini dünyaya kurban edemez. Allah’a kulluktan alıkoyan bir dünya hayatı bataklıktır. Bizim insan olarak varlık nedenimiz sadece iman edip namaz kılmak değildir. İmanla beraber başlayan bir kulluk heyecanımız vardır. Kul olmamız da bize, yediğimiz içtiğimizden giydiğimize kadar her şeyde ölçüsü olan, kuralları ile yaşayan biri olma kalitesi kazandırmalıdır. O kadar ki tükettiğimiz tam helal olan bir şeyse bile israf noktasına kaydığında onu da sakıncalı bulur, uzak durmayı kulluk heyecanımızın gereği görürüz.
Dünya bizimdir ama dünya her şey değildir. Allah’ın hakkımızda yazdığına razı olur, kalbimizi rahatlatırız. Bir kalpte iki ilah bulunması gibi bir çelişkiden kurtulmanın en kolay yolu budur; Allah’ı yaratan ve hesap soracak olan ilahımız, Dünyayı da peşinde sürüklendiğimiz ve cazibelerine dayanamadığımız ilahımız gibi görme çelişkisi sendeleyen bir mümin üretir. Buda insanın ahiretinden önce dünyasına zararıdır.
Selam ve Dua İle
Zübeyt BOZKURT