Yalanların sonu gelmez doğrusu ne demedikçe


Yine bir seçimin eşiğindeyiz ve yine siyasiler meydanlarda.
Daha önce yollarının düşmediği veya farkında olmadıkları yerlere gidecek ve oradaki insanların oyunu isteyecek olan siyasiler yine yollara düşüyor.
Malum biz bu manzaraları her seçimde yaşıyoruz ve her seçimde daha önce camilerin yolunu bilmeyenlerin nasıl camiden çıkmadığını ve cuma namazını dahi kılmayanların nasıl hafız edasıyla heceleye heceleye ayet okuduklarına şahitlik etmiştik.
Başta insanların inancı ve yaşantısının nasıl istismar edildiğini, istismar siyasetinin nasıl ortaya konulduğunu daha önceleri görmüş ve yaşamıştık. Bugün geldiğimiz noktada gene aynı tiyatronun sahneleneceği düşüncemi özellikle aktarmak istiyorum.
Hepinizin malumu Türkiye çok büyük bir afet yaşamış ve deprem felaketi ile neredeyse şehirler yok olmuştur. Depremin ilk gününden itibaren bölgede devlet millet kaynaşmasıyla ciddi bir mücadele örneği sergilenmiştir.
Seçimlerin tam da böyle bir felaket sonrasına denk gelmesi, önce seçimlerin erteleneceği söylentisi gündeme geldi, fakat akabinde Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim kararını imzalayarak Türkiye’yi 14 Mayıs’ta seçimlere götürmeyi kararlaştırdı.
Bu kararın ardından partiler hızlı bir şekilde seçim çalışmalarına başlayarak milletvekili aday adayı müracaatlarını almaya başladılar ve ülkemizde iki önemli ittifak olan Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adaylarını ilan ettiler.
Özellikle Millet İttifakı’nın tartışmalı Cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecinin yaşandığı bu süreçte Meral Akşener’in önce masayı tekmelemesi, akabinde de kendisine yönelik onca hakarete rağmen yine masaya oturması ile Cumhurbaşkanı Adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olarak millete ilan edildi.
Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesinin hemen akabinde HDP’nin sevinç çığlıkları, sol cenahın 1993 Sivas olaylarının sebebi olarak gösterdiği ve bu sebeple her türlü hakaretin odağındaki isim olan dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun dilinden aday açıklamasının yapılması bir ibret vesikası olarak tarihe nakledilmiş oldu.
Kimin, kiminle beraber olduğu, eski düşmanların dost olduğu, eski dostların da düşman olduğu bir acayip süreci kısacası bir menfaat işbirliğini yine müşahede etmiş olduk.
Böylesi bir denklem de menfaat odaklı, koltuk kapma hevesi ve siyasi rekabetin düşmanca yürütüldüğü bir seçime doğru, hemen hemen her şeyin mubah görülüp yalan ve iftira diliyle nasıl zehir akıttığını da görmüş olduk.
Pervasızca söylenen yalanları ve çamur at izi kalsın mantığında yürütülen iftira kampanyalarının millet nezdinde görülmeyeceğini düşünen bir kısım siyasetçilerin nasıl yanılacağını bu tarih bizlere gösterecektir.
Yine bu sözde siyasiler unutmasınlar ki, millet sonu gelmeyen yalanların, mutlaka doğrusunun ne olduğunu sorgulamaktadır. Yaşanan her şey milletin gözü önünde cereyan etmekte ve millet her şeyin farkındadır.
Şu deprem felaketinde dahi hangi siyasetçinin ilk günden itibaren milletle beraber olduğunu ve yine hangi siyasetçinin seçim sathına girmesi ile beraber çadırlarda görüntü verdiğini milletimiz çok iyi bilmektedir.
Onun için diyorum ki, yalanların sonu gelmez; “Doğrusu ne?” demedikçe.
Kalın sağlıcakla…

Okan GEÇGEL