İslam denge dinidir. Bugün dengesi bozulmuş olan dünyanın yeniden dengeye gelmesi de bizim elimizdedir.”
İslam itidal ve denge dinidir. Gruplar sayısınca İslam ortaya çıktı. Kimin en doğru olduğunu tespit edecek bir merci yok. Bir kez tesbihin imamesi koptu, taneler dağıldı. Tekrar bir araya gelir mi? Allah’ın izniyle gelir. Gidiş de o yöne doğrudur. Allah nurunu tamamlayacaktır. Dengesini kaybetmiş saatin sarkacı gibi ümmet bir uçtan öbür uca savruluyor. Başımıza gelenlerin çoğu işin merkezini, ortasını göremememiz ve bilemememizden kaynaklanıyor. Yeterli sayıda âlimimiz, mütefekkirimiz ve mürşidimiz yok.
İslam kitaptan çok örnek önderlerden alınır. Mevcutlar bir türlü herkese hitap edemiyor, kendi etrafındakileri ikna ile meşguller. İlmi faaliyetlerle, Kur’an ve Sünnete ameller arz edilmeli, eksikler tamamlanmalı, iyi ve güzel olanlar geliştirilip yaygınlaştırılmalı, ifrat ise itidal ve istikamet noktasına çekilmeli.
O halde ümmetin oluşmasındaki ilk merhale, onu oluşturacak müminlerin iyilikleri anlatıp emretmede, kötülükleri tanıtıp yasaklamada duyarlı olmalarıdır. Bireysellik, vurdumduymazlık, bana ne, sana ne demek bu ümmetin fertlerinde olmaması gereken huylardır. Bu durum elbette iyinin ve kötünün bilinmesini de gerektirir. Böylece bu ayetten ümmet için üç temel özelliğe dikkat çekilmiş olur: Allah’a iman, marufu emretme ve münkeri yasaklama.
Bugün müminler topluluğu olarak ümmet bilincini yeniden inşa etmeye ihtiyacımız var. İslam coğrafyasında barış ve esenliği, şefkat ve merhameti, hak ve hakikati yeniden hâkim kılmaya mecburuz.
Allah’a karşı haddini bilmek, eşyaya karşı değerini bilmek demektir. Allah’a karşı haddini bilen bir şahsiyet Allah’a kul olmayı iradesinin en soylu seçimi bilir. Ancak böyle yaparsa eşyaya, dünyaya ve dünyalığa karşı değerini bilir. Bu durumda da ne kula kul olur, ne de eşyaya.
Ne kadar zor mutedil olmak! ‘Denge’ altın kural. Hatta, ilahî bir lütuf. Alemlere nur olan Kur’an, bunun için ümmet-i Muhammed’i ‘vasat ümmet’ olarak niteler. Alemlere rahmet olan Nebi, bunun için ‘Aşırı gidenler helak oldu’ der.
En yaygın dengesizlik, öncü insanlar konusunda yaşanan dengesizliktir.
Her şeye rağmen, denge unsuru olarak yaratılmış ve sırf hayır ve iyilikleri yayma görevi ile mükellef olan Müslümanlar olarak biz, yine de bizden beklenilen ağır başlılık içerisinde, olayları sükunetle analiz etmeye ve gereken cevapları yine hikmet çizgisinde vermeye gayret etmeli ve her türlü aşırılığa meydan vermemeliyiz. Çünkü bizim kötülerle kötü olmak ve hasmane tutumlara girmek gibi, boş şeylerle uğraşacak ve harcayacak zamanımız yoktur.
Biz öfkemizde de sevgimizde de Kur’an ve Sünnet ölçülerine riayet etme zorunluluğunu, imanı bir ödev bilen topluluğuz. İşte önümüzü aydınlatması gereken Kur’an ayetlerinden iki tanesi: “Onlardan (ifrat ve tefrite düşmeyen) muktesit bir cemaat vardır. Ve onlardan bir çoğu da kötü işler yapıp duruyorlardı.” (Maide Suresi: 66)
Bizler bu dinin, asıl sahibi adına emanetçileriyiz. Allah hem dinini hem de Kendisinin değer verdiği her şeyi hakkıyla korur, muhafaza eder. Bizden de yine koyduğu ölçüler çerçevesinde bu emaneti korumamızı ister. Biz her şeyin hududu dahilinde bu emaneti korumaya devam edeceğiz ve medeni ölçüler içerisinde, emanetimize saldıranlara karşı, gerekli cevapları her zaman vereceğiz. Bunda hiç kimsenin şek ve şüphesi olmasın. İslam güçlü ve temelleri kolay kolay sarsılmayacak bir dindir.
Bu ayetlerden de anlaşılmaktadır ki Allah, hayatın ölçülü ve dengeli olduğunda anlamlı, yararlı, hoş ve güzel olduğuna dikkat çekiyor. Bu bağlamda kişi eğer inancında, amelinde, işinde, söz, fiil ve davranışlarında ölçüsüz ve dengesiz olursa başarısız ve mutsuz; ölçülü, dengeli, âdil ve mutedil olursa başarılı ve mutlu olur.
Ya Rabbi! İmtihanımızı imanımızdan, büyük eyleme..
Selam ve Dua ile…
Zübeyt BOZKURT