Kıyamete kadar insanlığın son ve tek kurtuluş rehberi olan Kur'an'ın müntesipleri, yani biz Müslümanlar, son yüzyılda ne acıdır ki sadece "terörizm", "geri kalmışlık" ve "soykırım" kavramlarıyla birlikte anıldık. Ne garip bir tecellidir ki, 21. Yüzyılda adım attığımız şu dönemde uluslararası tasallutun pençesinde kan ağlayan da, "global düşman" ilan edilen de Müslümanlar...

Bu zaman zarfından elimizde olanı, ya da bize hayat verecek olanı tahrip etmek, yıpratmak, zedelemek ve "gözden düşürmek" adına elimizden geleni ardımıza koymadık.

İslam inancına göre hayatın, Yüce Yaratıcının irade ve rızası doğrultusunda yaşanması esastır. Bunun da ancak Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadının hayatın temeline yerleşmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz.

Bu dünya imtihan yeridir. Hayatın en tatlı zamanları, elemli, kederli hallerde bile Rabbimize şükredildiği zamanlardır. Bu zamanlar, ölünceye kadar hep lezzetle hatırlanır.

Kişi dünyada kimi severse, ahirette onunla beraberdir. Ahirette kiminle beraber olacağımızı merak ediyorsak, dünyada kimi sevdiğimize, kiminle beraber olduğumuza bakmalıyız. Ahirette de onunla beraber oluruz.

Derdimiz, bir kişinin daha yanmaktan kurtulmasıdır. Müslüman, tatlı dilli güler yüzlü olur. Müslüman edepli olur. Müslüman Ahlaklı ve Maneviyatlı olur.

Ancak terör örgütleri ve kana susamış rejimler antik kentleri talan ediyor, İslam'ın en değerli sanat eserlerini, kütüphanelerini, camilerini ve eserlerini yok ediyorlar.

Dünyadaki tüm Müslümanlar seslerini her türlü baskıya karşı yükseltmeli ve baskı altındakilerin yanında durmalı.

"Müslümanlar dünya nüfusunun dörtte birini oluşturuyor. Ancak Müslümanların küresel sistem içerisinde hak ettikleri yeri alabilmesi için Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da düzenlenen altıncı D-8 zirvesinde D-8 Daimi Sekreteryası’nın İstanbul’da olmasına karar verilmişti. Bu karar, 20 Şubat 2009 tarihinde imzalanan anlaşma ile resmiyet kazandı. Bu yükü en iyi şekilde yönetmenin yoluysa Müslüman toplumların ihtiyaçlarını şahsi çıkarların önünde tutmaktır.

Bunun İçin Herkes elini artık taşın altına koysun” özellikle Türkiye olarak sorumluluk sahibi biz olmalıyız. "Herkes çok iyi bilsin ki, Demokrasi İçin Birlik Girişimi, "Açlığın, yoksulluğun, salgından verdiğimiz her canın sorumlusu, ülkenin kaynaklarını sermayeye aktaran, salgını şeffaf ve bilimsel yönetmeyen iktidarın politikaları. Bu gidişe dur demek mümkün. Demokratik bir ülke için sesimizi ve gücümüzü birleştirelim" özellikle dünya Müslümanları olarak Mahmmedi bir duruş sergilemeliyiz.

Doğruluk ve dürüstlük, insanda bulunması gereken en önemli meziyettir. Gerek bireysel gerekse toplum olarak mutlu, ahlaklı ve karakterli olabilmemiz, inanıyoruz ki temelde doğruluktan ve dürüstlükten geçer.

Var olmanın, var kalmanın ve bu yolda dik duruşun elbette bir bedeli olacaktır. Bu bedel, kimi zaman çile, kimi zaman dışlanma, engellenme, yalanlanma, aşağılanma ve kimi zaman da maldan ve candan fedakârlığı gerektirebilecektir. İman, adâlet, hakkaniyet, nesil, aile ve vatan gibi yüksek değerlerini koruma adına cesur yürekli yiğitlere sahip olamayan millet ve devletlerin tarih sahnesinde şerefli bir şekilde varlığını sürdürmesi tam bir hayaldir.

Peygamberler başta olmak üzere nice Hak erleri, hakikat uğruna büyük zorluklara göğüs germiş ve dik durmuşlardır. Onları yollarından çevirme adına önce cazip teklifler gündeme getirilmiş, sonra tehditler savrulmuş ve nihâyet savaşlar bile göze alınmıştır. Hak yolunu eğip bükme ya da davalarını tesirsiz hâle getirme maksadıyla tavizler istenmiş, yumuşamaları ve gevşemeleri talep edilmiştir.

İşte böylesi talepler karşısında dimdik durmaları için Rabbimiz peygamberler başta olmak üzere bütün Hak erlerini zaman zaman uyarmış ve şöyle buyurmuştur:

“(Resûlüm! Seni ve Hak’tan inen hakikatleri) yalanlayanlara sakın boyun eğip itaat etme! Onlar arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın da kendileri de yumuşaklık göstersinler.” (Kalem Sûresi, 68-69)

“Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et ve onlara karşı çetin dur, yumuşak davranma! Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!” (Tevbe Sûresi, 73)

“Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin ve şiddetli, birbirlerine karşı da merhametlidirler.” (Fetih Sûresi, 29)

Her ideal, her görüş, her düşünce ve her felsefe kendine has bir duruşu sergiler. Din de böyledir. Tek ve yegâne Hak Din İslâm da bizden kendisine has özel bir duruş beklemektedir. Bu duruşun adı: İslâmî Duruş’tur.

En son duruş “kıyamet duruşu ”dur. Bu duruş Allah’ın huzurunda hesap verme duruşudur. Mümin olayları, kişileri değerlendirirken daima kıyamette Allah’ın huzurundaki duruşu, sorgu gününü düşünür. Ahiret günü, Müslümanın her an hatırındadır.

Bugün… İslâmî bir duruşa, İslamcı, Kur’an’ca, Müslümanca Duruş’a muhtacız. Bugün böyle bir duruşa şiddetle ihtiyaç var. Olayları, kişileri, tarihi, coğrafyayı, siyaseti, ekonomiyi, bilimi, hayatı, geçmişi ve geleceği değerlendirirken İslâmî bir duruş bekleniyor bizden..

SELAM VE DUA İLE

ZÜBEYT BOZKURT