Bölgemizi kuşatan emperyalizmin oyunlarını görmeden, düşünmede ve sağlıklı bir sonuca varmadan Hamasi duygular ile var olmaya çalışılıyor. Aslında bu tutumla var olunmuyor. Millet bir kaosa sürükleniyor.

Yaşanmakta olan olayların vahameti elbette ürkütücü ve insanı sarsıyor. Fakat olayların ve durumların künhüne varmadan, sonuçlarını hesaba katmadan atılan her adım milletimizi daha da büyük felakete sürüklermiş oluyor.

Bölgemizdeki kapan giderek daralıyor ve üstümüze geliyor. Emperyalizmin amacı bölgeye demokrasi, özgürlük getirmek değil. Bunlar ham hayal. Bir türlü yaşanan sonuçlardan da ders alınamıyor. Kısır bir döngü de ve anlık yaşamıyor. Geçmişte yaşananlar hiç hesaba katılmıyor.

Suriye bataklığına girdiğimizden beri ve dünyada yaşanan son olaylardan bu yana büyük yıkım bölgedeki bütün Müslümanları ilgilendiriyor. Bunu kısır bir döngüye, Sünni ve Şia merkezine çekmek felaketleri büyütmekten başka bir işe yaramıyor. Domino taşlarının birbirine dokunmasıyla yıkımlar art arda geliyor.

Burada olanlar tek bakışlı olduğundan, herkes kendi bakış açısından görüyor ve kendini haklı buluyor Müslüman entelektüellerin bile fark edemedikleri kısır bir döngüye dâhil olmaları.

Asıl sorunumuz ne Şia ne de Sünni mezheplerdir. Asıl sorun emperyalizmin neyi hangi amaçla kullandığı ve yönlendirdiğidir. Hazırlanan tuzağa ülkeler düzleminden baktığımızda hem Türkiye hem İran Müslümanları düşmüş oluyor. Her iki tarafta da hamasetten göz gözü görmüyor, kulaklar sağır, duygular algısız.

Türkiye, sınır komşuları ve özellikle Suriye bataklığının ve başını açtı işlerin farkına geçte olsa vardı ama çok geç. Türkiye, Rusya ve İran yakınlaşmasından rahatsız olundu. Emperyalizm yeni tuzaklara başvurdu ve bunda da başarılı oluyor. Türkiye, İran ve Rusya yakınlaşmasının ardında patlamalar oldu. Halep’te yaşanan büyük dramda bunun bir sonucu. Bizi, bu konulara karşı sessiz kalmaya veya Şia yanlısı bir tutum takınmakla suçlayanlar bu günleri elbette göremezler. Göremediler de. Rusya büyükelçisinin öldürülmesi basit bir olay ve durum olmasa gerekti. Her şey bir kıvılcıma bağlı. Buda onlardan biri. Rusya uçağını düşürülüşü de bu süreci hızlandıran bir tuzaktı.

Hamaset goygoycuları büyüyen yangını harlandırmaya ne büyük bir çaba gösteriyorlar. Halep sonrasında artık herkes böyle bir duygu yoğunluğuna sürüklendi ki İran ile savaşmaya ramak kalmıştı. Beklide bir ön hazırlık adımı bile oldu. Bunu fırsat bilen emperyal güçler tetikçilerini anında devreye soktu, sokmaya devam edecek. En can alıcı yerlerden de vuruyor. Beşiktaş ile Kayseri patlamalarını ardından büyük Büyükelçiye yapılan suikast aynı güç merkezinin eylemleri. Bunları düşünmemek ancak bir safdillik olur.

Sosyal medya üzerinde hamaset köpürtenler, kitlelerin psikolojilerini germekten başka ne işe yararlar? Zaten yıllardır bu sloganik ve hamasi duyguların kalesi değil miyiz? Geçici olarak tatmin olunuyor sonra o olaylar unutuluyor yenileri geliyor. Sonra? Sonrası yok bunun. Kısır döngü de dolanıp duruyor o kadar.

İslam milletine yazık oluyor. Müslümanların bir birini tüketmelerine, birbirine kinlenmelerine ve hasım kesilmelerine neden olunuyor. Kimi Yavuz Sultan Selim kesiliyor, Kimi Şah İsmail. Yüzyılların öncesinin yaşanmışlıkları gündeme getiriliyor. Şah İsmail Türk, Türkçe Divan’ı var. Yavuz Sultan Selim Türk, Farsça Divan’ı var. Onların mücadelesi adeta bir iktidar mücadelesidir.

Müslümanların buluşma noktaları ayrışma noktalarından çok fazladır. Müslümanlar birbirlerini kâfir olarak nitelendiriyorsa söylenecek bir söz yoktur. Bu nitelendirmeyi kim yapıyorsa yapsın hiç fark etmiyor. Müslümanız, İslam milletindeniz, Allah Elçisi’nin ümmetiyiz.

Selam ve Dua ile

Zübeyt BOZKURT