Umut’a geleceğe dair beklentileri giderek azalıyor. Giderek bir karabasanın baskısı altında soluk alınamayacak bir duruma geliniyor. Müslümanlar birbirlerini itmekten ötelemekten başka bir şey bilmiyorlar.  Hemen herkes paranoyak bir şekilde, vehim kumkumalarıyla düşman çoğaltıyor ve türetiyor.

 Türkiye kendini çok yalnızlaştırdı. Kıpırdayacak halde değil. Bir yandan Amerika’ya rest çeker gibi görünürken diğer yandan İsrail ile anlaşma yapıyor. İsrail ikinci bir Amerika’dır.  Amerika da İsrail.  İsrail ile Amerika uzun süreli bir anlaşma yaptı.  Bu anlaşma ile İsrail’in güvenliği bir kez daha sağlandı. Türkiye de İsrail ile anlaşma yaptıktan sonra İsrail daha bir güven içinde.  Tartışılmaz konumda.

Emperyalizm bütün hareket alanlarını kapatıyor ya da daraltıyor.

Türkiye güneyden gelen bütün saldırıları ve karanlık ilişkileri durdurmak üzere harekete geçti.  Geçti ama Amerika hareket alanının sınırlarını belirledi ve hatta tehdit etti. Kuzey Fırat bölgesine dokundurtmuyor.  Diğer yandan onlara olan desteklerini sürdürüyor. Türkiye’nin daha ileri bir adım atmasını istemiyor.   Eğer bir adım atılır ise yeni bir süreç başlar diyor.

İsrail uçakları Arap ülkeleri, Suriye ve Filistin üzerinde fink atıp duruyor.  

Orta Doğu, önemli bir bölge İsrail’in güvenliği açısından. Oradan gelebilecek en küçük bir kıpırtı anından bastırılıyor. Soluk aldırılmıyor. Dolayısıyla bundan Türkiye’de payını alıyor.

Türkiye’nin başına bela edilen terör örgütleri emperyalizm tarafından besleniyor ve destekleniyor.  Türkiye onlarla didişirken,  başka bir yöne bakması engelleniyor.  Zaten İsrail’in Türkiye’nin onayıyla NATO üyesi olmasa da güvendeydi ama artık savunması ve hatta saldırıları onlar açısından meşru. Bunu sağlayan da Türkiye. Türkiye daraldıkça kendisini zora sokan hamlelere hayır diyemiyor. Çünkü başındaki belaların daha da azmasından endişe ediyor. Zor yanı da bu.  

Benzer durum Suudi Arabistan ve Mısır için de geçerli. Amerika Parlamentosu tüm Müslüman ülkeleri ve dünyayı tehdit ediyor onlar ise kıpırdayacak bir halde değil.

Saf Müslümanlar ise birbirlerine düşman olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Emperyalizme hizmet ediyorlar.  Küçük birlikteliklerin ve oluşumların önü tıkanıyor. Tüm Orta Doğu bu hale geleceğini hiç kimse düşünmüyordu.   

Sadece Prof. Dr. Necmettin Erbakan ömrümün tümünü bu emperyalizmin oyunlarını anlattı ama Müslümanlar takılı ve cızırtılı bir plak gibi dinlemediler sadece dış güçlerinin oyunlarına gelerek teröre ve din düşmanlığı yapıp durdular.

Suudi ile Selefilik benzer konumda. Birbirinin eş değeri.

İran ile Şia aynı durumda.   

Safdil Müslümanlar bu sorunları en aza indireceklerine bunları körüklemekle meşguller. Kısır bir döngüde dönüp duruyorlar ve tabii çemberler daralıyor.

 

Suriyeli, Kürt, Arap, Türk diye diye birbirimizi ayrıştırıyoruz. Sanki kendileri çok matahmış gibi, Amerikan emperyalizminin birer oyuncağı ve hatta izleği olmaktan başka işi olmayanlar “ ehlisünnet” diyerek uçurumu büyütüyorlar. Sekülerleşmiş olan bu ehlisünnet Cemaati’nin gözü çıkarından başka bir şey görmüyor. Dünya mülkünü ve saltanatın büyütenler İkide bir ehlisünnet ve karşıtları hastalığına tutuşmuşlar. Sıradan bir vaizin nasıl bu milletin başına bela olduğunu ve bu bela edildiği görüldü şimdi onunla cebelleşiyorlar. Tam bir çıkmaz.

Birlikteliği sağlayacak olan adımlar öncelikle içeriden atılır.  Sonra da komşu ülkeler ve gönül bağı olabilecek ülkelerle. Bir de çıkar ilişkisi sağlanabilecek komşu ülkeler ve diğerleriyle.  Bu çemberin daha daralmaması gerekiyor

Müslümanlar şu hac ve kurban bilincinden, kendilerinin farkına varabilseler sorunlarının çoğunu halletmiş olurlar.