Olması gereken “dini kavrama” seviyelerinin biri İslam öğrencisinin başkasının taklitten özgür anlamaya yükselmesi; ölmüş olsun ya da yaşıyor olsun başka kişilerin kafasıyla değil kendi kafasıyla düşünmesidir. Allah (celle celalühu) ona aklı, yüceltip kullanmaması için değil düşünüp tefekkür etmesi için vermiştir.

İmam İbni Cevzii’nin bu hususta kavramamız ve ezberlemesi için başkalarına da anlatmamız gereken aydınlatıcı sözleri var. Telbisü İblis kitabında taklit ve taklitçileri yererken şöyle der: “ Bil ki taklitçinin taklit ettiği şeye karşı güveni yoktur. Ayrıca taklitle aklın fonksiyonu ortadan kaldırılmış olur. Çünkü o tefekkür etmek ve düşünmek için yaratılmıştır. Kendisine mum verilen kimsenin onu söndürüp karanlıkta yürümesi ne çirkin bir şeydir!”

Kuran inançlarında ve kabullendikleri fikirlerde dedelerinin ve babalarının veya efendilerinin ve büyüklerinin yollarını takip ederek kendilerini küçülten ve akıllarını devre dışı bırakan taklitçilere şiddetli bir savaş açmıştır. Kuran Mekki ve Medeni pek çok sürede onları son derece aşağılanmış ve küçük düşürmüştür.

Allah’ın ( celle celaluhu) ataları taklidi yeren şu buyruğu bize yeter: “ Onlara (müşriklere), Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyla bulamamış idiyseler? Kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmamızın işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünemezler. Bakara Suresi 171

Büyükleri taklitte de Allah’ın (celle celalühu) şu buyruğu yeter: “ Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar da bizi yolda saptırdılar, Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinle kov.” Ahzap Suresi 67-68

Araf Suresinde de ayeti kerime cehennemde uyanlar ile uyuyanların birbirlerini yermelerinden ve lanet etmelerinden şöyle bahseder:

“Her bir topluluk girdikçe yoldaşlarını lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver! Diyecekler. Allah da, zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilemezsiniz, diyecektir. Araf Suresi 38

Bilindiği gibi taklit, başkasının sözünü, onu destekleyen açık bir delil olmaksızın sadece o kişi söylemiştir diye alınmasıdır. Belki o şahsın hiçbir delili olmayabilir ya da bazen, muhaliflerinin delilleri önünde duramayacak kadar zayıf bir delili olabilir. Taklidin kaynağını taklitçinin o başkasına gösterdiği tazim ve onun kutsamasıdır. O, Allah (celle celalühu) kendisini baş yarattığı halde kuyruk olmaya, hür yarattığı halde düşünce de başkasının kölesi olmaya razı olmuştur.

Vahye uyumak ise, peygamberin peygamberliği ve Kur’an‘ın ilahi kaynaklı olduğu kesin akli delillerle sabit olduktan, yaratan, öğreten ve büyük kerem sahibi Rabbinin rabliği belli olduktan, her şeyi bilen, çok hikmetli, Rahman ve Rahim olan, hikmeti ve merhameti kullarını ortalıkta başıboş ve şaşkın halde bırakmakla çelişen Allah’ın (celle celalühu) ilahlığı belli olduktan sonra hiçbir şekilde taklit sayılamaz.

Vahyin varlığı kesin akli deliller de ortaya çıktıktan sonra “İmam Gazali’nin”ifadesiyle; vahyi dinlemek ve anlamak üzere kenara çekilir. Böylelikle akıl hatalarını düzeltecek, kendi başına yol bulamayacağı esnada “ İlahi kurallara” ve “ Gaybi haberlere” yönelecek, aklın ihtiyaç duyduğu hususlarda ölçüler ve kurallar koyacak; kendisine de, inen ayetleri, belirtilen kurallar rehberliğinde açıklama ve iletini (maksatlarını) belirtme hakkı tanıyacak, “ müminin aklı” ve Allah’ın(celle celalühu) hidayetiyle hidayete ermişin düşüncesiyle” kâinattakileri keşfedip kullanmada büyük yetki verecek ilahi hidayete, kılavuza bağlı kalacaktır.”

Akıl için heva ve hevese uyumaktan sonra en tehlikeli şey, hayatımızda değişik biçimlerde hala görmekte olduğumuz kör taklittir.

Kimileri akıllarını eskilerden ve yenilerden yücelttikleri kimselere satmaya veya hiçbir bedel almadan vermeye razı olmuşlardır.

İslam hukuku ile ilgilenen kimi insanlar vardır ki akıllarını eski imamlarına ve son dönem üstatlarını satmışlar ve bedelsiz vermeye razı olmuşlardır.

Buna mukabil yine akıllarını batıdaki önderlerine ve üstatlarını satmış ve bedelsiz vermeye razı olmuş nice batıcılar görüyoruz.

Liberalizm davetçileri de akıllarını Liberal önderlerine satmışlardır. Bizden de iyilik ve kötülükte, tatlı ve acıda, övülecek ve yerilecek hususlarda kendilerine uyumamızı isterler.

Kendi yuvasında yenilen Marksizm çığırtkanları da akıllarını Marksist hoca ve üstatlarını satmışlardır Ve bizden yaşantımızda ve hukukumuz da onun felsefesini kaynak edinmemizi isterler.

Muhtelif çeşitleriyle tüm beşeri ideoloji ve felsefelerin propagandacıları aklarını bunlara satmışlar, Bizi de kendileri ile birlikte akıllarımızı, programlarına ve hedeflerine karış karış uymak üzere onlara satmaya çağırmışlardır. Ne onlar ne de bunlar kendilerini “tabi olmaklık”tan kurtarmaya, doğrusunu sahtesinden, İyisini kötüsünden, hakkını batıldan ayırıp bilmek, böylece hakka uyup batıldan yüz çevirmek için İmamların görüşlerini, efendilerinin ve büyüklerinin fikirlerini analize tabi tutmaya, bunları kesin akli kurallara ve sabit vahye sunarak Hakka uyup batıldan uzaklaşmaya çalışmamışlar.

“ Hakikatten sonra batıldan başka ne vardır.” Yunus Suresi 32

Bir ülkeye yabancı olanların o ülke hakkında fikir yürütmeleri doğru değildir. Böyle bir şey, Ölülerin kabirlerinde diriler hakkında hüküm vermelerine ve en hayati konularda fetva vermelerine benzer.

Selam ve Dua ile

Zübeyt BOZKURT