“Allah size iman edip imanlarına yaraşır güzellikte işler yapanlara şu vaatte bulundu: daha önce gelip geçen toplumları dünyada güç ve iktidar imkânı verdiğim gibi müminlere de bu imkânı vereceğim. Onlar için seçip razı olduğum dinlerini de güçlendireceğim. Korku ve kaygı içinde geçen günlerin ardından onları güvenlik ve esenliğe konuşturacağım. Çünkü onlar yalnız bana kulluk ibadet ederler, dolayısıyla hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan böyle kimler Allah‘ın nimetlerine nankörlük ederse onlar fasıkların kâfirlerin ta kendileridir. (Nur Suresi 55. Ayet)
Bu ayet yalnız Allah’a kulluk edenlerin ve Salih amel işleyenlerin kurdukları sistemin yeryüzüne egemen olacağına dair büyük vaattir. Bu hâkimiyet salt yönetim gücünün hâkimiyetinden ziyade ıslah eden, adalet ve huzuru sağlayan bir hâkimiyettir. Bu vaat sadece inanıp iyi işler yapanlar için geçerlidir. Yeryüzünde Allah‘ın istediği sistemi kurmak hangi ayette bahse geçen topluluğa nasip olacaktır. Onların en belirgin özellikleri saf bir iman, ıslah edici güzel ameller ve yalnız Allah’a kulluk gayesiyle hareket etmeleridir.
Asım nesli bilmelidir ki, bu vaat daha önce gerçekleşmemiştir. Bu vaade nail olan nesillerden birisi Sahabe neslidir. Onlar yıllarca korku içinde ve baskı altında yaşadılar. Allah’ın onlara bu müjdeye verdiği anda bile onlar can ve mal emniyetlerinin olmadığı en sıkıntılı zamanları yaşıyorlardı.
Rebi ibn Enes anlatıyor:
Hazreti Peygamber ve Ashâb-ı Mekke’de yaklaşık on sene korku halinde ve gizlice insanları tek olan Allah’a ibadete çağırdılar. Henüz savaşlar emre olunmamışlardı. Sonra Medine’ye hicretle emrolundunlar ve Medine’ye geldiler. Allah onları savaşı emretti. Medine’de de korkar durumdaydılar. Akşam silahlı olarak yatıyor, sabah silahlı olarak kalkıyorlardı. Allah‘ın dilediği kadar bu durumda kaldılar. Sonra Peygamber’in Ashabından birisi;
“ Ey Allah‘ın elçisi, biz, ebediyen böyle korkar halde mi olacağız? Diye sordu. Allah’ın Resul’ü:
“Bu durumda çok az kalacaksınız. Nihayet sizlerden birisi, içlerinde demir olmayan büyük bir topluluğun içinde dizlerini büküp elleriyle dizini tutarak rahat bir şekilde oturacak” diye buyurdu.
“Daha önce gelip geçen toplumlara dünyada güç ve iktidar imkânı verdiğim gibi Müminlere de bu imkânı vereceğim”.
Başta okumuş olduğumuz ayeti kerime bunun üzerine nazil oldu. Ayette belirtildiği gibi bu sahabe nesli zor ve sıkıntılı günlerin ardından kısa zamanda yeryüzüne sağlam bir şekilde hâkim oldular. Ayette bahsi geçen şartları yerine getirenler için Allah’ın vaadi kıyamete kadar geçerli olacaktır.
İslam’ı kabul eden ilk nesil; yok sayma, alay etme, baskı, zülüm, işkence, muhasara, ambargo, tehdit, savaş gibi birçok merhaleden geçerek, Allah‘ın vaadine nail oldular. Günümüz davetçileri bilmelidir ki Allah, asla vadinden dönmez, yeter ki fertler bu vaadi hak edecek olgunluğu, sabrı ve mücadeleyi ortaya koyabilsinler. Çünkü ilahi yasa gereği imtihan ve zorluk bu vaadinin gerçekleşmesinin olmazsa olmaz şartıdır.
Ey müminler yoksa siz geçmiş dönemlerdeki Müminler’ in çektikleri sıkıntılara benzer sıkıntılar çekmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlar öyle yokluklar, öyle zorluklar çekmişler ve öyle sarsılmışlardı ki peygamberleri ve ona inananlar, Allah bizim imdadımıza ne zaman yetişecek? Diye feryat etmişlerdi. Allah‘ın yardımı yakındır. (Bakara 214)
İman edenler, Salih amel işleyenler, iyiliği emredip kötülükten men edenler, vaatlerini yerine getirenler, nefislerini terbiye edenler tarih boyunca bütün zaferlerin anahtarlarını ellerinde taşıdılar. Yokluk ve sıkıntının her türlüsüyle imtihan edilip açlıktan karnına taş bağlayan insanlar koca koca imparatorlukları dize getirdiler. Ellerinde hurma dalından yapılmış mızraklardan başka silah olmayanlar, tarihin en modern ordularını bile bozguna uğrattılar.
Tarih kitapları, inananların zalimler karşısında aldığı muhteşem ve mübarek zaferlerle doludur. Onlar, her türlü maddi imkânsızlığa rağmen inançlarını imkân haline getirerek zaferden zafere koştular. Çünkü onlar, Allah’ın ve Peygamberin hükümlerine sımsıkı bağlandılar ve zafer ehli oldular. Tarih boyunca aynı yolu takip edenler de daima galip geldiler.
Zafere götüren etkenlerden biri de dünyaya değer vermemektir. Resulullah’ın yetiştirdiği davetçiler, dünyaya karşı daima zahidane bir hal takındılar. Onlar bir lokma bir hırka ile İslam sancağını dünyanın dört bir yanına taşıdılar. Yaşantıları ile düşmanlarını bile hayran bıraktılar. Kimseden korkmadılar, sadece Allah’a güvendiler. Nefisleriyle ilgili her işte aza kanaat getirdiler.
Az yediler, az uyudular. Çok ibadet ettiler. Kimseye muhtaç olmadılar. Kendi işlerini kendileri yaptılar. Kamçıları yere düşse kimseden istemediler bineklerinden inip kendileri aldı ve hatta silahlarını bile kendileri imal ettiler. Gündüzleri oruç ve cihatla; geceleri ibadetle geçirdiler. Allah’ta onlara zafer ve fetih nesli olmayı nasip etti.
Asım’ın nesli için bu Dünya hayatı, geçici zevklerden oluşan bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Asıl olan, sonsuz mutluluk ve huzur diyarı, ahiret yurdudur. Bunun için Asım nesli ahireti ve Allah‘ın rızasını kazanmak gayesiyle gözünü kırpmadan bütün dünyalık zevk ve ihtiraslarından vazgeçebilir.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT