25 yıllık eğitimcilik hayatımda binlerce öğrenciyi bu zorlu sürece hazırladık. Ancak itiraf etmeliyim ki en zorlu süreci yaşıyorum bu yıl.

Bir terzi olarak kendi söküğümü dikerken kumaşı biraz hırpalıyorum, bir mum olarak etrafıma ışık saçmakta zorlanıyorum. Ve anlıyorum ki bu süreci atlatan YKS ve LGS annelerine biraz da haksızlık etmişim.

“Yaşamadan, bir olayın tüm yönlerine hâkim olamıyormuşsunuz.”

Hayatta biraz böyle sanki!

Bir şeyi yaşamadan yapılan yorumlar hep havada kalıyor, başına gelince anlamlandırıyor hayatı insan. Atalarımız boş yere mi anlatır;

-Bir musibet, bin nasihat hikâyelerini,

-Ateşin hep düştüğü yeri yaktığını…

Gelelim yaşadığımız bu zorlu sürece;

LGS anneleri olarak sene başında hepimiz rahattık çünkü ortada henüz bir netice yoktu. Hepimizin ümitleri ve hayalleri zirvedeydi.

Ve hatta nitelikli okullardan okul beğenemiyorduk. Eminim hepimiz hatırlıyoruz o güzelim pembeli, mavili hayaller dünyasını…

Ancak gelinen noktada biraz hayal kırıklığı yaşıyoruz sanki.

Deneme sınav sonuçları elimize geldikçe hayallerden uzaklaşmalar, gerçeklerin can sıkıcılığıyla boğuşmalar hepimizin ortak noktası sanırım.

Kendi çocuğumda da hedeflediğim noktada değilim henüz ancak hayatımın en sabırlı ve en temkinli dönemini geçirmeye gayret ediyorum bugünlerde.

Çocuğuma haksızlık yapmak istemiyorum, çocuğumu kaybetmeyi ise asla.

Aramızdaki sevgi ve değer hissini zedelemek istemiyorum bir sınav için. Birbirimize olan sevgimiz ve ona verdiğim değer bir sınavla kıyaslanamaz dahi. Ancak bu demek değildir ki çocuğumdaki performans eksikliğini görmezden geleyim.

Çalışma temposu olarak günü gününü tutmayan bir çocuk var karşımda, hâlbuki;

-“Disiplinli ve günlük çalışma kurtaracak sizi” deyip durdum yıllarca.

“Her sınavdan bir ders çıkarın ve çözemediğiniz tüm soruların cevaplarını öğrenin” prensibim, çocuğumun masasını süsleyen deneme sınav kitapçıklarıyla yerle bir olmak üzere.

Günlük şu kadar sorunun altına düşmeyin hipotezim, çocuğumun soru sayılarıyla çöktü çökecek.

Kötülerin yanında çok iyi neticeleri de var ancak dengeli çalışmayla değil de zekâsıyla günü kurtardığı aşikâr ortada.

Velhasıl;

Kitaplardan öğrendiklerimle, gerçekte yaşadıklarım kafamda yoğun bir savaş veriyor, beynim ise aman tedbiri elden bırakma dercesine savunma cephesini sağlam tutmaya çalışıyor.

Çocuğumla yola çıkarken hedefimizi Fen Lisesi olarak koymuştuk, hedefimizden koptuk mu şuan için?

Elbette hayır,

Olumsuzluklar çok mu?

Oldukça fazla,

B planım hazır mı?

Bırakın B’yi, C, D ve hatta E planlarım bile hazır.

Çocuğumun eksikleri fazla ancak doğru yaptığımız birçok faktörün bizi hedeflediğimiz noktaya ulaştıracağına gönülden inanıyorum.

Bir anne olarak pes etmedim ve sizlerin etmesini istemiyorum.

Kabul ediyorum, biraz çaresiz hissediyoruz, biraz da yorgunluk var ancak küçük bir özeleştiri yapmak iyi gelecek bizlere.

Problemi tespit etmeden çözüme ulaşamayız.

Bunun için öncelikle şu iki soruya cevap vermekle başlayalım.

Başarı sadece çocuklarımızın performansına mı bağlıdır sizce?

Çevresel faktörleri dikkate almadan sadece test çözerek bu sınav kazanılabilir mi acaba?

Cevap oldukça basit; hayır, hayır ve yine hayır…

Öğrenmenin ve başarmanın birinci koşulu hazırbulunuşluktur yani öğrenmek için gerekli koşullanın oluşturulmasıdır.

Eğer uygun koşullar oluşturulmazsa binlerce kitap da bitirseniz başarılı olamazsınız.

Bu nedenle tüm LGS anneleri olarak ortak bir merkezde buluşmayı öneriyorum hepinize.

Dikkat etmeye özen gösterdiğim bazı noktaları paylaşarak bir nefes aldırmak istiyorum sizlere.

Şimdilik sadece bu noktalara bile dikkat etmek çocuklarımızın başarısını hızlı bir şekilde yukarıya çekecektir. Adım adım ilerleyerek hedefimize daha kolay ulaşacağımızı ümit ediyorum.

Öncelikle önümüzde koskoca 5.5 aylık bir zaman var ve bu zaman diliminde hepimizin çocukları hedefine ulaşabilir, bu nedenle henüz bitmiş bir şey yok ve karamsarlığı bir kenara bırakalım.

“Bazen siz vazgeçtiğiniz için çocuğunuz da vazgeçer;”

Vücut diliniz pozitif, söylemleriniz motive edici, üslubunuz yumuşak olursa bu hissiyat mutlaka çocuklarımıza geçecektir ve onlar da ümitlerini kaybetmeyecektir.

Bir insanın başarılı olduğunda yaşayacağı hayatı bilmesi kadar başarısız olduğunda da yaşayacağı hayatı bilmesi ciddi bir motivasyon aracıdır.

Kendimden bir örnekle açıklayım isterseniz. Bundan yaklaşık 30 yıl önce, ablam çok genç yaşta evlenmişti. Ve ailemin eğitimime bakış açıcı; “okursa okur, okumazsa ablası gibi evlenirdi”. Sırf genç yaşta evlenmemek, 19-20’li yaşlarda bir eve mahkûm olmamak için çok çalıştım ve okullarımı başarıyla bitirdim. Bu dünyaya sadece bir erkeğe bakıp, çocuk yapmak için gelmediğime inanıyordum. Allah’ın da eşrefi mahlûk olarak yarattığı kullarına böyle basit görevler yüklemeyeceğini düşündüm daima.

Okumanın alternatifini bilmem beni hep olumlu motive etti ve yorulduğum anlarda dahi kalkmam için beni kamçıladı.

Evet, ailem bu motivasyonu bilinçli bir şekilde yapmadı ancak Allah onlardan razı olsun ki ben okuma şıkkını tercih ettiğimde onlarda arkamda durdular. Malum Karadenizli aileler o yıllarda kız çocuklarının eğitimini çok da önemsemezlerdi.

Peki, bugün ben ne mi yapıyorum;

Çocuğum 9 yıldır özel okulda okuyor ve sene başında çocuğuma bu yıl hedefi için birlikte yol alacağımızı ancak gereken gayreti göstermediğinde seneye onu özel okula göndermeyeceğimi açık bir dille ifade ettim.

Ara ara çalışmadığında bu hatırlatmayı da yapıyorum kendisine;

-“Elbette senin kararın, hayalindeki okul ne ise ona yönelik çalışma temponu düzenleyebilirsin” dediğimde daha hırslı çalıştığını görüyorum. Bağırmıyorum, baskı yapmıyorum, sadece tercih şıklarını önüne koyuyorum.

Sınav sürecinde maddi-manevi her türlü desteği ona veriyorum ancak tercihi ona bırakıyorum. Tüm anneler olarak sizlere de tavsiyem;

Lütfen haziran sonrasında nasıl bir hayatın onları beklediğini, kazanmaları ya da kazanmamaları durumunda nasıl bir okul tercihiyle karşılaşacaklarını, bu okul tercihinin onların hayatlarını nasıl etkileyeceğini, onları aşağılamadan, gururlarını kırmadan, zekâlarını okul türüyle bağdaştırmadan açık bir dille ortaya koyun.

Bu sorumluluğu onlara yüklediğinizde hem sizler hafifleyecek hem de onların büyüdüğü ve kendi hayatlarını yönlendirme yetkisini onlara bıraktığınızı anlayacaklardır.

Gelelim başarıyı arttıran diğer faktörlere;

Uyku, uyku ve yine uyku…

Bu yaş grubu için ortalama 8-9 saat uyumamış beyinlerden hiçbir başarı beklemeyelim. Dinlenememiş bir beyin aktif öğrenmeye kapalıdır.

Bu yaş grubu çocuklarımızın anne babalarından sonra uymasını yanlış görüyor, çocuklarımızın denetimimizden çıkmasına sebep olduğunu görüyorum. Gece aktivitesi gündüz aktivitesinden yüksek olan çocuklarımız hataya daha fazla meyillidir. Boş yere denilmemiştir değil mi “gecenin şerri” diye…

Ve “Beslenme” diyerek en önemli öğün olan kahvaltıya vurgu yapmak isterim. Kahvaltısını yapan çocuklarımızın özellikle beynin en güçlü öğrenme anına sahip sabah saatlerindeki derslerde daha başarılı oldukları aşikârdır. Kahvaltı ailenin sabah toplanma, birbirini motive etme, hasbihal yapma öğünüdür aynı zamanda.

Sabah sabah bir cümle kurmadan evinden çıkan, aç ya da bir simitle okula giden çocukların ilk suçlusu anneleridir unutmayın.

Gece boyunca aç kalmış ve çalışmak için enerji diye haykıran bir beyni aç derse gönderip hadi başar demek, çocuklarımıza haksızlıktır.

Gelelim dijital çağın dijital virüslerine.

Biliyorum, kısıtlamakta çok zorlanıyoruz, her daraldığımızda emzik misali dayattığımız telefonlardan, tabletlerden, internetten şuan koparamıyoruz çocuklarımızı.

Ki, koparın da demiyorum zaten;

Kullanım sürelerini azaltın ve denetimi elden bırakmayın diyorum.

Telefon ya da bilgisayar özgürlüktür, benim güvenli dünyamdan çık ve kendi gizli dünyana adım at demektir erken yaşlarda çocuklarımıza.

Denetimsiz telefon beyni aşırı yormaktır, algıları zayıflatmaktır.

Aşırı telefon ve bilgisayar agresif, hırçın çocuk demektir.

Tüm bu gerçekler ortada dururken sizlerin kontrolünden çıkan telefonlarla ve internetle çocuklarımızdan başarı beklemek hayalden öteye geçmeyecektir.

Yetişkinler dahi telefonu dozunda kullanamazken 13-14 yaşında çocuklarımızdan bu kadar zor bir sorumluluğu kendi kendilerine halletmelerini beklemek büyük hatadır.

Dijital virüslerin hırsızlığı ise çok daha büyük tehlike günümüzde.

Tüm gün boyunca aynı evde yaşayıp birbirini görmeyen aile bireyleri yaşıyor artık.

Cenaze evi misali ev ortamları…

Derin sessizlikler herkesi ürkütmeli esasında.

Herkesin konuşmaya ve kendini ifade etmeye ihtiyacı vardır. Bu kadar yoğun stres altındaki bir gencin aile içinde konuşamaması ve sıkıntılarını içine atması onu elbette başka ortamlara itecektir. Sizin dolduramadığınız boşluğu muhakkak başka kişi ya da alışkanlıklar dolduracaktır.

Akşamları belli saatlerde kapatın televizyonları ve telefonları, oturun çocuklarınızla ve o küçük beyinlerden çıkan müthiş fikirlere odaklanın, ne kadar büyüdüklerini izleyin, aslında konuştuklarında ne kadar rahatladıklarına şahit olun…

Bu yaş grubu çocuklar çok esprilidir esasında, film izleyeceğinize çocuklarınızı izleyin, inanın çok keyif alacaksınız.

Ve son olarak “sakin olun, sakin olun ve yine sakin olun”…

Sebep ne olursa olsun sakin olun, olamıyorsanız da oluyormuş gibi davranın.

Sizin sükûnetiniz onların gerginliğini bir sünger gibi emecektir. Onların bağırıp çağırması bir deşarj yönetimidir aslında. Bırakalım deşarj olup rahatlasınlar, bizim kollarımızda rahatlayamayacaklarsa nerde rahatlayacaklar değil mi?

Henüz istediğimiz neticeyi alamadılar, çalışmaları yetersiz, okulda tartıştılar, odaları dağınık, saygı sınırlarını çok zorluyorlar, büyüklerine çok büyük harflerle konuşuyorlar;

Uyaralım elbette ancak sakinlikle, bağırmadan, damarlarına basmadan, inatlaşmadan, hoşgörüyle…

Göreceksiniz asabilikleri zamanla azalacak.

Susun, hatalarını görmezden gelin demiyorum, akıllıca ve az sayıdaki kelimeden oluşan cümlelerle hatalarını onlara göstermeye çalışın sadece.

Evet, Sevgili LGS Anneleri;

Başarı için öncelikle çocuklarımızı motive etmeli ve onları çalışmaya hazır hale getirmeliyiz.

Bunları başardıktan sonra ise doğru çalışma teknikleriyle yazılarımıza devam edeceğiz inşallah.

Bu arada babaları unutmadım;

Ancak ne söylersem söyleyim, babalar topu hep annelere atacağı için şimdilik işim siz annelerle