Engellere Takılma!

Medine’de inen ayetler kıyamet vaktine kadar rehberimiz olacak, Medine’de inen ayetlere göre yaşayıp öleceğiz inşallah. İtikadımız budur, hayat ölçülerimiz bu çerçevededir.

Yeryüzünün neresinde bulunursak bulunalım, orası bizim için Medine’ uyarlanmış bir zemindir. Zaman hangi çağı gösterirse göstersin, bizim için vahyin indiği zamana göre hayat vardır.

Müslümanlıktan anladığımız budur. Eskiyen veya etkilenen bir din değildir iman ettiğimiz İslam!

Elimizdeki Kuranımız ve Hadislerimiz, bize yaşadığımız sürece rehber olmaya, başka kaynağa muhtaç olmadan ayakta kalmaya yetecek güçtedir. Ne kuran nede Sahin hadisler bir aşınma görmüştür.

Dünya hayatımız için bize yeterli olduğuna inandığımız Kuran ve Hadisler, ilk nesil olan ashabı hangi cennete götürecekse, bu asırdaki veya gelecek asırlardaki Müslümanları da o cennete sevk etmeye muktedirdir.  Onların heyecanı ile bizim heyecanımız aynı kaynaktadır.

Her Müslüman nesil, imanını yaşadığı zamana hâkim hale getirmek için uğraşmak zorundadır. Buna cihat diyelim, ameli Salih diyelim, kullandığım isimler önemli değildir.

Önemli olan, imanımızın kaynağı kuran ve hadisler, üzerinde gezindiğimiz toprağa hâkim kılmaktır. Müslüman, ayakta kalabilmek ve üzerine düşen görevi ifa etmiş olmak için buna mecburdur.

İlk nesil olan Sahabeler, kendi şartlarını, karşılaştıkları zorlukları aşarak dinleri için gelecek nesillere yetecek büyüklükte yatırım yaptılar. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler onları gayelerinden alıkoyamadı.

İleriki dönemlerde imtihan türü değişti, fakirliğin yerini zenginlik, dış güçlerin yerini iç fitne aldı, yine de onlar büyük gayeden geri kalmadılar. Tarihi şehadetiyle üzerlerine düşeni en mükemmel şekilde yerine getirdiler. Allah onlardan razı olsun.

Evet hür yürekli mücahit kardeşim.

Mücahit o k,

Cihadı, hayatın gayesi bilir. Cihat edenlerle etmeyenlerin farkı, bir iş yerinden hak etmeden ücret alanlarla ücretinin hakkını vermek için çırpınanlar gibidir onun gözünde.

Tazecik bedenini cihatta kullanır.

Azıcık harçlıklarından cihat için infak eder.

Cihat düşünür, cihat ile uyur. Rüyalarında cihat olur. Dilinde cihat, kalbinde cihat, gözünde tüllenen cihat.

Halit Bin Velid’dir, Ebu Hüreyre’dir, Musab Bin Umeyr’dir, Enes Bin Malik’tir, Ebu Hanife’dir, Ahmet Bin Hanbel’dir, Buhari’dir, Nebevi’dir; kabiliyeti nerede ise o orada mücahittir. Rabbi onu niçin ve nerede yarattı ise o oradadır.

 Cihat eder, ecrini Rabbinden bekler. Eliyle, diliyle, kalbiyle, kalemiyle, bakışlarıyla, tutuşuyla, ferasetiyle, İtaatiyle, zikri ve Kıraatiyle mücahittir o.

Ihlasları sayesinde Allah onlara yardım etti; zoru başardılar, zamanın bereketini gördüler.

Biz, iki sorumluluk taşıyoruz. Birincisi, yaşadığımız zamanın fitneleri ne olursa olsun, erimeden, bozulmadan, vahyin indiği günlerdeki tazeliği ile bizde kalmasını çalışmaktır. İmanımızın bin bir fitneye maruz kalabileceğinin şuurunda olmak zorundayız.

Ebu cehiller, Ebu Lehebler olmayabilir. Ama onları aratmayacak, Kimi zaman onlar gibi ürkütücü görüntüsü olmayan, ambalajı şirin fitnelere muhatap olabileceğimizin idrakinde olmalıyız. Gece gündüz teyakkuzda olarak koruyabileceğimiz bir imanın bizi cennete götüreceğini bilmemiz lazım.

Hadislerde haber verilen “gece karanlığı gibi fitneler” ne anlama gelmektedir, bize ne etkisi olabilir gibi SORULAR zihnimizi meşgul etmelidir.

İkinci sorunluluğumuz ise, bize intikal eden iman nurunun bizden sonrakilere taşınması için yapmamız gerekenlerle ilgilidir. Kuran alfabesini yayılmasından, siyasetin yönlendirilmesine kadar, imanın bir dava olarak gelecek kuşaklara pürüzsüz taşınması için gereken her şey bu sorumluluk dairemizin içinde kalmaktadır.

  Yürümek durumunda olduğumuz yol çalılık olabilir, olacaktır da. Başta Enbiya olmak üzere, düz yollarda yürüyen olmamıştır. Tahminlerimizin üstünde sıkıntılar, aşılması güç tepeler önümüze çıkabilir.

Dostumuz düşmanımızdan daha az olabilir, hatta tek kalabiliriz.  Her şarta hazır, Allah’tan başkasından beklentisi olmayan, tek kalmaktan bir sıkıntı görmeyen, Allah katındaki ecri dünya nimetlerinden hiçbirini değişmeyen bir anlayışla yol almak durumundayız.

Bizden önce Allah‘ın rızasına erenler bu şartlarda o arızaya erdiler. Yol budur. Çalılık da olsa, Çamur da olsa yol budur. Bu yolun sonu cennettir. 

 

Selam ve Dua ile

Zübeyt BOZKURT